|
DERNEĞİMİZE SIK SORULAN
SORULAR VE YANITLARI
Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği
-Derneğinizin tarihçesi,
çalışma alanı ve bugüne kadar gerçekleştirmiş olduğu belli başlı projeler
hakkında bilgi verir misiniz?
Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği
1968 yılında kuruldu. O zamanki adı Deniz Pilot Kaptanlar Derneği
idi. Daha sonra Kılavuz Kaptanlar Derneği olarak değişen ismimiz,
Derneğimizin Türkiye’deki kılavuz kaptanların tamamına yakınını temsil eden
bir meslek kuruluşu olması ve hem mesleki konularda yaptığı etkinlikler, hem
de Türkiye'mizin denizlerinin ve Türk Boğazlarının seyir güvenliğine ve
deniz çevresinin korunmasına yönelik akademik ve araştırma çalışmaları
sonucunda yaptığı katkılar değerlendirilerek “Türk” ibaresinin kullanmasına
Bakanlar Kurulu kararı ile hak kazanmış ve bugün “Türk Kılavuz Kaptanlar
Derneği” adı altında faaliyetlerini sürdürmektedir.
Türkiye’deki kılavuz kaptanların
hemen tamamının üye olduğu Türk Kılavuz Kaptanlar Derneği, kılavuzluk
mesleğinin temelini oluşturan gemilerin ve çevrenin güvenliğinin
sağlanması konularının incelenmesini kendisine görev bilmiştir.
Derneğimiz bugüne kadar
hazırladığı raporlarda, ilgili olduğumuz alanlardaki sorunları ortaya
koymuş, nedenlerini araştırmış ve çağdaş dünyayı inceleyerek sorunlarımıza
uygun çözüm yollarını önermiştir.
01 temmuz 1994 tarihinde
yürürlüğe giren "Boğazlar ve Marmara Bölgesi Trafik Düzeni Hakkında Tüzük"
ile ilgili olarak kurulan komisyonda sürekli çalışmış, Tüzükte yer alan 59
maddeden 34 ü Derneğimizin hazırladığı rapordan gelmiştir. Derneğimiz,
"Boğazlar Tüzüğü" nün hazırlanmasına yaptığı tarihi katkıyla Türkiye’deki
"Kılavuzluk Hizmetleri"nin cağı yakalaması için köklü bir çalışmayı
başlatmış bulunmaktadır.
Halihazırda yürütmekte olduğumuz
projelerden bazıları şunlardır:
-
II. Denizcilik Şurası için
hazırlanan bütün çalışma guruplarına katılarak Türkiye'mizde denizciliğin
geliştirilmesi ve deniz güvenliğinin en üst düzeyde sağlanarak
denizlerimizin kirlilikten korunması, Türk Boğazlarını tehdit eden
tehlikeler ve bu tehlikelerden korunma çareleri, deniz kazaları, deniz
kazalarının nedenleri ve bu kazaların nasıl önlenebileceği konularında
kapsamlı çalışmalar yaptık. Bu çalışmaların sonucunu Eylül ayına
ertelenmiş bulunan Denizcilik Şurası’nda görmeyi umuyoruz. İleriki
yıllarda Denizciliğimizin gelişmesine ve yönlendirilmesine önemli
katkılarda bulunacak çalışmalardır bunlar.
-
Türk Boğazları konusunda IMO
platformunda yapılan tartışmalarda Derneğimiz bütün toplantılara katılarak
aktif bir şekilde yer almıştır. Dışişleri Bakanlığı’nın ve Denizcilik
Müsteşarlığı’nın gerçekten takdir edilmesi gereken başarılı çalışmalarına
Derneğimiz de teknik yönden destek vererek IMO’da önemli başarılar
kazanılmıştır. Türk Boğazları konusu IMO gündeminden çıkarıldığı gibi,
Türkiye IMO’da Konsey üyesi seçilerek saygınlık kazanmıştır. Bu
çalışmalarımız da devam etmektedir. Derneğimiz sorumlu bir meslek kuruluşu
olmanın gereğini yerine getirmektedir.
-
Derneğimiz, gelişen teknolojileri
de yakından takip etmektedir. İnternet daha ülkemizde yeni tanınıyorken,
1996 yılında İnternet’te web sitesini yayına sokmuştur. Sitemiz İngilizce
ve Türkçe olarak 1996 yılından beri binlerce ziyaretçiye ulaşmıştır.
Dünyadaki en başarılı denizcilik sitelerinden birisidir ve kendi konusunda
en iddialı ve en kapsamlı site olma özelliğini sürdürmektedir.
www.turkishpilots.org adresinde olan sitemizde her gün yenilenen
denizcilik haberleri, toplantı ve konferanslarla ilgili haberler, Türk
Boğazları ile ilgili geçiş ve kaza istatistikleri, denizcilikte
kullanılabilecek çeşitli programlar yer almaktadır.
Türk uluslararası Gemi
Sicili’nin Türk Denizciliğine sağlayabileceği katkıları değerlendirir
misiniz? Sicilin çıkartılması için gerekçeler neydi? Uygulama ile ilgili
olarak sorunların çıkabileceği ifade ediliyor. Katılıyor musunuz, neden?
Amaç nedir? Amaç bizzat kanunda
ifade edilmektedir, o da "Türk denizciliğinin geliştirilmesini
hızlandırmak ve ekonomiye katkısını artırmaktır". “kolay Bayrak” diye
tanımlanan ve vergi avantajları yüzünden tercih edilen Güney Kıbrıs,
Liberya, Panama gibi –ki bunlara yeni adı sanı duyulmamış pek çok adacık da
katıldı- Bayraklara gemilerin yönelmesini önlemek amacıyla ve kendi
gemilerimizin rekabet gücünü arttırmak amacıyla bu kanun çıkartıldı. Kanunda
teknik yönden birtakım eksiklikler ve yanlışlıklar olduğu hukukçular
tarafından söyleniyor, ancak bunlar düzeltilebilir. Önceleri bizim
donatanlarımızın da çok arzu ettiği bu Kanun çıktıktan sonra hiç kimseyi
memnun etmemişe benziyor. Oysa Kanunun amacı ülke olarak çıkarlarımızın
korunmasıdır. Bu çıkar korunması da geneli kapsar, özeli değil. Bu bakımdan
biz bu Kanunu olumsuz değerlendirmiyoruz. Ancak Kanunun amacına ulaşması
için yabancı bayraklı gemilerden Türk Uluslararası Sicili’ne olan beklenen
geçişin olması gerekmektedir. Sırf Türk Ulusal Sicilinden Türk Uluslararası
Sicili’ne gemi geçişi olacaksa bu Kanun amacına ulaşamaz ve Ülkemiz yararına
beklenen sonuç da gerçekleşmiş olmaz.
-Yurdışında Türk Bayraklı
gemilerin tutulma oranının yüksek olduğu bildiriliyor. Bu konu hakkında
görüşleriniz nelerdir? Bu noktada Liman devleti Kontrolü’nün taşıdığı
önemden ve ve kontrolün etkinliğini arttırmak için yapılması gerekenlerden
bahseder misiniz?
Yurtdışında sicilimizin pek de
temiz olduğu söylenemez. Gemisi tutulan ülkeler sıralamasında her yıl üst
sıralardayız ve geçtiğimiz yıl da 4. Sırada idik. Şimdi kolay bayrak
ülkelerinin ilk sıraları alması doğaldır belki ama bir Ulusal bayrağın ilk
sıralarda olması pek övünülecek bir durum değildir. Peki neden böyledir bu?
Temel sorun, parasızlık ve yatırımsızlıktan çok bilgisizlik ve
eğitimsizliktir. Kısa vadeli çıkarları gözeteyim derken uzun vadede çok daha
büyük zarara uğruyoruz. Bunu yapanlar maalesef armatörlerimiz ve onlara
rehberlik etmesi gereken kurum ve kuruluşlardır. Önce personel politikası
gözden geçirilmelidir. Kaliteli personelden esirgenen paralardan çok fazlası
kalitesiz personel yüzünden tutulan gemiler, ödenene tazminatlarla
gitmektedir, üstelik Ülkemiz de zor durumda kalmaktadır. Avrupa Komisyonu en
son Erika kazasının da etkisiyle standart altı gemilere yönelik kararlı bir
mücadele başlatmıştır. Aslında Avrupa Birliği ülkelerinde düşük standarttaki
gemilerle yapılan taşımacılığa karşı alınan önlemler Biskay Körfezi’nde
ikiye bölünen ve 10 Bin tondan fazla fuel-oil’in denize sızmasıyla tam bir
çevre felaketi yaratan Erika tankeri olayından öncelere dayanmaktadır. Ancak
şimdi bu önlemlerin kazadan sonra artan kamuoyu baskısıyla daha da
etkinleştirileceği ve taşımacılık sektörü üzerinde ilave mali yükler
getirecek olsa da bu tür felaketlerin tekrar yaşanmaması adına bu mali yükün
de göze alındığı anlaşılmaktadır.
Bu amaçla son olarak AB Komisyonu 21 Mart 2000
Tarihinde aldığı kararlarla Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hükümetlerine,
Avrupa Parlementosuna ve Avrupa Birliği endüstri kuruluşlarına kazaların ve
deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak daha ileri düzeyde önlemler
almaları çağrısında bulunmuştur. Bu çağrıda belirtilen öneriler Avrupa
Birliği ülkelerinde halen var olan Liman Devleti Kontrolü ve klas
kuruluşlarıyla ilgili mevzuatın daha etkin bir hale getirilmesini ve tek
cidarlı tankerlerin kullanımına artık AB ülkeleri sınırları dahilinde izin
verilmemesini içermektedir. Bu konuda AB Komisyonu’nun Ulaştırma ve
Enerjiden sorumlu başkan yardımcısı Loyola de Palacio, güvenlik-maliyet
ikilemine dikkat çekerek şöyle demiştir: “Kabul ediyorum ki bizim
önerdiğimiz bu çalışmalar Üye Ülkeler ve endüstri için maliyet arttırıcı
önlemlerdir, fakat bir denge kurmak durumundayız. Ancak bütün farklı
taraflar kendi sorumluluklarını kabul ettikleri zaman ve kurallarımız
güçlendirildiği zaman Avrupa’nın standartlarını devam ettirebiliriz, çevreye
olan tehdidi en aza indirebiliriz ve bütün Avrupa insanlarının çıkarlarını
koruyabiliriz.”
Bu gelişmelerin ülkemizde etkileri şunlar
olabilir:
-
Liman Devleti
Kontrollerinin daha sıkı yapılması sonucu Türkiye’nin AB limanlarında
tutulan gemi sayısı artabilir.
-
AB ülkeleri
limanlarına girişler zorlaşacağından ve ilave maliyetler geleceğinden
yaşlı bir filoya sahip olan Türkiye navlun kaybedebilir.
-
AB ülkelerinden dışlanan düşük
standarttaki taşımacılık AB dışındaki ülkelere kayacaktır; bu nedenle
Türkiye de dahil olmak üzere AB ve ABD dışındaki ülkeler grubu
kendi önlemlerini almazlarsa ve Liman Devleti Kontrollerini AB
standartlarına getirmezlerse düşük standarttaki taşımacılık bu ülkelerin
limanları arasında devam edecektir. Bu da kaza riskinin AB sularında
düşerken diğer ülkelerin karasularında artması anlamına gelecektir.
-
Tek cidarlı
gemiler AB karasularından giderek dışlanırken bu gemilerle yapılan
taşımacılık konusunda Türk Boğazları için henüz bir önlem düşünülmemiştir.
Türk Boğazları bölgesinden bu tip geçişler devam edeceğinden bu tip
taşımacılık da Türk Boğazlarında yoğunlaşabilir.
Bu bakımdan bu
konunun da değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.
-Sizce
sektörde Denizcilik Bakanlığı’na duyulan ihtiyacın nedenleri nelerdir?
Bilindiği
üzere ülkemiz üç yanı denizlerle çevrili, 8333 Km. lik kıyı şeridi olan bir
deniz ülkesidir. Ülkemizde 156 liman, 14 yat Limanı, 128 balıkçı barınağı ve
son yıllarda eğitim kurumlarınca da artan oranda desteklenen geniş bir
denizcilik potansiyeli ve geleneği vardır. Ülkemizin deniz ticaret filosu da
300 GRT dan büyük 846 gemiden oluşmaktadır ve toplam olarak 10,449 milyon
DWT büyüklüğüne ulaşmıştır. Ayrıca Ülkemizin dış ticaretinin %90 ı deniz
yoluyla yapılmaktadır ve Ülkemizde yaklaşık 100 bin kişi denizcilikle ilgili
alanlarda çalışmakta, yaşamım bu yoldan kazanmaktadır.
Bu denli geniş denizcilik
potansiyeli olan ve bugün geldiği en son noktada Uluslararası Denizcilik
örgütü (IMO) gibi dünya denizciliğine yön veren Birleşmiş Milletlerin saygın
kuruluşunda Konsey üyeliğine seçilen Türkiye'de Denizcilik Bakanlığı'nın
kurulması oldukça gecikmiş ve Derneğimiz açısından son derece mutluluk
verici bir gelişme olarak algılanmaktadır.
Denizciliğin dünya ekonomisindeki
belirleyici rolünün nedeni, temel olarak şu etkenlere bağlanmaktadır:
-
Deniz taşımacılığı, diğer
taşımacılık türlerine nazaran en düşük maliyetli olanıdır.
-
Deniz Taşımacılığı, hammaddelerin
dünya endüstri merkezlerine ulaştırılmasında kullanılması zorunlu olan ve
bu konuda alternatifsiz bir taşımacılık türüdür.
-
Denizcilik, aynı zamanda
uluslararası ilişkilerin daha sıkılaşmasını ve ülkelerin bu alanda daha
etkin olmalarım sağlayan bir sektör olma niteliğini taşımaktadır.
Bu nedenle ülkemizde Denizcilik
Bakanlığı’nın kurulması yerinde olacaktır. Ancak kurulacak Denizcilik
Bakanlığı, ilke olarak çalışma kadrolarında denizcilik sektörünün her
kesiminden uzman teknik personeli yetkili çalışma organlarında
görevlendirmeli ve bu teknik personelin uzmanlaştıkları konularda başarılı
oldukları ölçüde süreklilik gösterecek şekilde görevde kalmalarım sağlayacak
ve bu şekilde görevin gerektirdiği en üst düzeydeki verimi bu makamlardan
elde ederek denizcilik sektörünü ileriye götürecek bir üretime dönüştürmek
için gerekli personel altyapısını kuruluş teşkilat mevzuatı ile ortaya
koymalıdır.
Boğazlarda can ve mal
güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirleri yeterli buluyor musunuz, bu
konudaki önerileriniz nelerdir?
Türk boğazları, Türkiye’nin can damarıdır. Gerçekten de Türkiye’nin
“Boğazıdır”. Ancak ne yazık ki Boğazlarımız artan trafik yükünü
kaldıramayacak duruma gelmiştir. İstanbul Boğazından 1999 yılında 47.906
adet gemi geçmiş, 83 milyon ton petrol ve türevi madde taşınmış. Bir boru
hattından daha ağır bir petrol yükü altında boğazlar. Ve bu yükün
arttırılmasını talep eden bir petrol endüstrisi var. Bu bakımdan bu riski
anlatmamız, bu geçişlerin artmasını önlememiz ve Boğazlarımızı,
insanlarımızı, tarihi ve
doğal
güzelliklerimizi korumamız gerekiyor. Uzaklarda oturup da Boğazlarla ilgili
ahkam kesen insanlara, bizim vatandaşlarımızın canının hiç kimseden daha az
değerli olmadığını, bizim saraylarımızın, yalılarımızın, tarihi
eserlerimizin, Boğaz kıyısında çiçek açan bir erguvan ağacının bile eşsiz
olduğunu ve bir daha geri kazanılamayacağını anlatmamız gerekiyor.
Boğazlarla birlikte bütün deniz çevremizi korumak için alınması gereken
önlemleri biz Şura için yaptığımız çalışmada sıralamıştık. Bunları aşağıya
alıyoruz:
-
Karasularımızdaki deniz
trafiğinin daha etkin kontrol edilerek denize sintine suyu, tank yıkama
suları gibi kirletici madde basan gemileri takip ederek gerekli işlemlerin
yapılması caydırıcı etki yapacaktır.
-
Deniz kazaları yoluyla oluşan
kirliliği önlemek için deniz kazalarının önlenmesi öncelikle
sağlanmalıdır. Bu amaçla Türk Boğazları gibi hassas bölgelerde kazaları
önleyici önlemlere ağırlık verilmelidir. Bu anlamda kılavuz kaptan alan
gemi oranının %40 lardan yukarılara çekilmesi sağlanmalı, bu amaçla da
Türk Boğazlarında verilen kılavuzluk hizmetlerinin teknik altyapısı
iyileştirilmelidir. Yine kazaları önlemede diğer önemli unsurlar olan
gemilerin teknik yeterliliklerini kontrol için liman devleti kontrolü
olanakları kullanılmalıdır. Ayrıca kurulmakta olan Gemi Trafik Yönetimi
Bilgi Sistemi planlanan zamanda bitirilmeli, bu sistemin etkin çalışması
sağlanmalıdır. Etkin çalışmanın sağlanması için de yine bu sistem
içerisinde kılavuz kaptanların görev almaları kanımızca şarttır.
-
Sahil tesislerinde
yükleme-boşaltma işlemleri sırasında denize petrol sızmasını engelleyici
tedbirlerin alınmasına dikkat edilmeli bu yönde sahil tesisleri kontrol
edilmelidir.
-
Gemilerden yıkama suları, petrol ve
türevi içeren atıkların alınması işlemi kolaylaştırılmalı ve bu konularda
gemilerde tutulan kayıtlar incelenmeden yola elverişlilik belgesi
verilmemelidir.
-
Gemilerden limanlarda ve
platformlara bağlı iken veya demirde iken çöplerin alınması olanakları
geliştirilmelidir.
-
Sektörde çalışanlar bütün
faaliyetlerinde çevreye duyarlı olmaları konusunda eğitilmeli ve bu kültür
yerleştirilmelidir.
-
Enerjinin ve materyallerin etkin
bir şekilde kullanılması ve bu yönde kaynak israfının engellenmesi,
çevreye zarar verebilecek atıkların üretilmesinin en aza indirilmesi yine
deniz çevresinin korunmasında etkili olacak önlemlerdir.
-
Balast suları ile Karadeniz’de
biyolojik dengenin olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Bu yönde bilimsel
veriler toplanarak Karadeniz Ülkeleri ile işbirliği ile bu soruna çözüm
araştırılmalıdır.
-
Ülkemizin turistik ve doğa
harikası olan Güney ve Ege sahillerimizin deniz trafiğinden kaynaklanan
kirlilikten olumsuz etkilenmesini sağlamak amacıyla belirli bölgelerin IMO
kriterlerine göre “Özellikle Duyarlı Deniz Alanları”
(PSSA’s) ilan edilmesinin uygunluğu araştırılmalıdır.
Bilindiği gibi tehlikeli yükler
özellikle Türk Boğazlarından büyük oranda taşınmaktadır. Ayrıca
Limanlarımıza gelip-giden ve konteynırlar veya diğer kuru yük gemilerinde
paketlenmiş olarak ya da varillerle tehlikeli yükler taşınmaktadır. Bu
konuda IMO standartlarına uyulup uyulmadığı ise çoklukla kontrol
edilmemektedir. Oysa bu tehlikeli maddelerin uygun olmayan yöntemlerle
taşınması denize sızma da dahil olmak üzere çevreye olan tehdidi
arttırmaktadır. Bu konuda yürürlükteki standartlara uygunluk kontrol
edilmelidir.
Soru: Türk Boğazlarının uluslararası statüsü yoruma gerek duyulmayacak
derecede net midir? Yoksa gerek Möntrö ve gerek varsa eğer diğer
sözleşmelerden kaynaklanan bir belirsizlik mi bulunmaktadır? Uluslararası
geçişler “de facto” mu işlemektedir. Özetle uluslar arası hukuki statü
nedir?
Türk Boğazları Karadeniz ve Akdeniz arasındaki tek alternatifsiz geçiş
yolu olmaları nedeniyle, uluslararası gemi trafiği tarafından kullanılmak
durumundadırlar. Bu anlamda Türk Boğazları, tanımlama yapmak gerekirse,
“uluslararası trafiğe açık” boğazlardır. Ancak “uluslararası boğaz” deyimi
Türk Boğazları için pek uygun ve doğru bir terim olmasa gerektir. Çünkü Türk
Boğazları Kadett-Rinne’de olduğu gibi, Malaka Boğazında olduğu gibi,
Cebelitarık Boğazı ve uluslararası trafiğin kullandığı pek çok diğer boğazda
olduğu gibi, birden fazla devletin sahildar olduğu boğazlar değillerdir. Bu
nedenle, Türk Boğazlarının statüsünü belli kalıplara sokmak doğru değildir;
bu yüzden de statü olarak “sui generis” yani kendine özgü benzeri olmayan
statüde” kabul edilmektedirler.
Uluslararası
Hukuktaki statüye gelince; Lahey Adalet Divanı’nın 1949 yılında aldığı
meşhur “Korfu Davası” kararı dışında bu konuda bir tanımlama yoktur. Korfu
Davası kararında “iki deniz alanını birbirine bağlayan ve uluslararası gemi
trafiğinde kullanılan” boğazlar bu gruba dahil edilmiştir. 1982 tarihli BM
Deniz Hukuku Sözleşmesinde “uluslaraarsı boğaz” diye bir terim hiç geçmez,
sadece , “Uluslararası Ulaşımda Kullanılan Boğazlar” tanımlaması yapılır.
Öte yandan, yine Uluslararası hukukta, tek bir devletin kıyıdaş olduğu
boğazlar “Ulusal Boğaz” olarak tanımlanır. Bu açıdan bakıldığında Türk
Boğazları “Ulusal Boğaz” tanımlamasına dahil edilebilirler. Bu noktada,
“ulusal boğaz ama, uluslararası bir anlaşma ile geçiş düzenlendiği için
uluslararası nitelik kazanıyor” denilmektedir. Kanımca bunların hepsi
tartışmalı konulardır ve hiç kimse, Türk Boğazları için yapacağı bir
“uluslararası boğaz” tanımlamasını tam sağlıklı bir hukuki temele
oturtamamaktadır. En doğru olanı, “sui generis” statü tanımıdır.
Türk Boğazlarının uluslararası
statüsünü kısaca tanımlamak gerekirse, Montrö Sözleşmesi uyarınca deniz
trafiğinin düzenlenmesi hakkı Türkiye’ye verilmiş olan, askeri açıdan
Türkiye’nin tam egemenliğinde, uluslararası taşımacılıkta kullanılan
boğazlardır, denilebilir.
IMO nedir? Kısaca bilgi verir
misiniz?
Uluslararası
Denizcilik Örgütü (International Maritime Organization, IMO) Birleşmiş
Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen bir konvansiyon ile temeli
atılan ve 10 yıllık bir süreden sonra da 21. Üye olarak Japonya’nın
katılımı ile 1958 yılında resmen çalışmalarına başlayan bir Birleşmiş
Milletler organıdır. Bu örgüt 1982 yılına kadar Hükümetler arası Denizcilik
Danışma Örgütü (IMCO) adı ile bilinmekte idi. IMO’nun kurulmasına dayanak
teşkil eden 1 ve 2 no.lu BM konvansiyonlarında da belirtildiği gibi IMO esas
itibariyle bir “icra” organı değil bir “danışmanlık” kuruluşudur. Bu
konvansiyonlarda IMO’nun işlevi şöyle tanımlanır:
-
Kendisine bildirilen sorunları incelemek ve tavsiyelerde
bulunmak,
-
Antlaşma, sözleşme ve diğer uluslararası belgelerin
taslaklarını hazırlayıp bunları Hükümetlere ve sivil toplum kuruluşlarına
tavsiye etmek ve gerektiğinde konferanslar düzenlemek,
-
Üyeler arasında danışma ve hükümetler arasında bilgi
alışverişi için gerekli mekanizmaları kurmak.
Türkiye, IMO’ya 1958 yılında üye
olmuştur ve ilk üyelerinden birisidir. Ayrıca 1999 yılında IMO Konsey
Üyeliğine seçilmiş olan Türkiye, 158 üyesi bulunan IMONun Konseydeki
32 üyesinden birisidir.
Savaş durumunda Türkiye,
boğazları uluslararası geçişe kapatabilir mi?
Ticaret gemileri için tamamiyle
kapatamaz, harp gemileri için tamamiyle kapatabilir ya da açabilir. “Türkiye
savaşan ülke” ise ya da, kendisini “yakın savaş tehdidinde” hissederse,
düşman ülke(ler) bayrağını taşıyan ya da bu ülke(ler) e yardım
götürdüğünü düşündüğü gemilerin geçişine Madde 5 uyarınca boğazları
kapatabilir. Bunun dışındaki gemiler için de gündüz geçmek ve
Türkiye’nin göstereceği rotaları takip etmek gibi kısıtlamalar
getirilmiştir. Askeri gemiler için ise Türkiye’ye savaş zamanında daha
geniş yetkiler tanınmaktadır. Şöyle ki; savaş durumunda Türkiye savaşta
olsun ya da olmasın, savaşan devletlerden herhangi birinin gemilerinin
Boğazlardan geçişi Madde 19 uyarınca yasaklanmıştır. Türkiye’nin bir savaşta
olması ya da kendisini yakın savaş tehlikesinde görmesi halinde ise, hangi
bayrağı taşırsa taşısın, savaş gemilerinin geçişi tamamen Türkiye’nin
takdirine bırakılmıştır. Bu durumda 19. Madde işlemez ve Türkiye savaşan
olsun ya da olmasın, istediği devletin harp gemisini Boğazlar’dan
geçirebilir, istemediğini geçirmeyebilir.
Türkiye’de denizcilik
alanındaki yetkili ve etkili kamu ve özel kurumlar hangileridir?
Denizcilik alanında en
yetkili kurum, tabii ki Denizcilik Müsteşarlığı’dır. Öte yandan, Çetin
Altan’ın için hep söylediği “etkililer yetkisiz, yetkililer etkisiz” kuralı
denizcilik alanında da geçerlidir. Uluslararası konularda ise, farklı bir
durum söz konusudur, personel politikası tamamiyle farklı olan Dışişleri
Bakanlığı’nın son derece etkili çalışmaları ile, Türk Boğazları konusunda
özellikle, önemli başarılar elde edilmiştir. Denizcilikle ilgili bakanlık ve
kurumlar arasında tabii ki Ulaştırma Bakanlığı, Türkiye Denizcilik
İşletmeleri, Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri sayılabilir. Türk
Kılavuz Kaptanlar Derneği olarak biz de, Türk denizciliğinin gelişmesi için
çalışıyoruz. İnternet’teki web sitemizde denizcilikle ilgili haber ve
araştırmaları denizcilerle buluşturuyoruz. İngilizce ve Türkçe yayınlanan
sitemizde Türkiye’de ve Dünyada denizcilik alanındaki gelişmeleri günü
gününe okuyuculara aktarıyor, değerlendirmeler yapıyoruz. Sitemizin adresi
www.turkishpilots.org dir.
Kabotaj, kılavuz kaptan, pilot, iskele, rıhtım, dümenci, nefer, tayfa,
zabit, armatör vb denizcilik dünyasına ait literatürden kamuoyunun yanlış
algıladığını düşündüğünüz veya bilmesinde fayda gördüğünüz kavramlar
nelerdir?
Kabotajın yanlış ya da doğru pek
algılandığı düşüncesinde değilim. Ülkemiz denizciliğine çok önemli
imtiyazlar sağlayan bu hakkı bizzat denizciler eleştiriyor. Parti başkanları
1 temmuz’da denize siyah çelenk bırakıyor. Demek ki anlamamışız.
“Pilot” deyimi, bütün dünyada hem
hava pilotları için, hem de kılavuz kaptanlar için kullanılır. Aslında
tamamı “maritime pilot” olması gerekir. Kılavuz kaptanlar hakkında yapılan
en yaygın yanlış, onların bir motorla gemilerin önünde gittiği ve gemilere
yol gösterdikleridir. Oysa kılavuz kaptanlar gemiye bizzat çıkarak kumanda
köprü üstünde gemiye kumanda ederler. Bu gemiye çıkış da bir ip merdiven
yardımıyla olur ki buna “pilot çarmıhı” denilir. Zaman zaman 3 katlı
apartman yüksekliğindeki gemi bordalarından kılavuz kaptanlar bu ip
merdivenle tırmanır ve inerler. Çok zor ve tehlikeli bir tırmanıştır ve sık
sık da kazalara maruz kalırlar.
Asıl yanlış izlenimlerden biri de,
“kaptan” imajıdır. Kaptanlar hep “dümen başında duran kişi” zannedilirler ve
hep öyle resmedilir, öyle algılanırlar. Oysa kaptan gemide dümene elini
sürmez. Dümeni “serdümen” tutar. Kaptan sadece gidilecek rotayı bildirir ya
da sözle serdümene kumanda eder.
Armatör aslında gemi sahibi olan
kimse demektir. Oysa bizde armatör denince akla hep “paralı, zengin kişi”
imajı gelir. Denizci kişi akla gelir mi, zannetmem. Bu imajın kabahatini
tabii biraz da onu yaratanlarda aramak gerekir. Herhalde armatör denince
halkımızın aklına “denizci kişi “geldiği gün denizci bir ülke olmuş
olacağız.
Türkiye’de kılavuz kaptanlık sistemi nasıl işlemektedir? Kılavuz
kaptansız gemi geçişi ile boğazda yaşanan kazalar arasında ne gibi bir
ilişki var? Kazalardaki başka etkenler nelerdir?
Türkiye’deki kılavuz kaptanlık
sistemi, kuralları açısından, iyi işlemektedir. İyi işlediği için de tabii
bize uymamakta ve bu yüzden sık sık kurcalanmakta, bozulmaya
çalışılmaktadır. 1997 yılında Avrupa’daki örneklerine uygun olarak
çıkartılan “Kılavuzluk Teşkilat Yönetmeliği” ve “Kılavuz Kaptan Yeterlikleri
Hakkındaki Yönetmelik” uyarınca sistem yönetilmektedir. Ancak bu çağdaş
yönetmeliklerin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Bu
yönetmelikleri çağdaş denizci ülkelerin benzerliğinden kurtarıp kendi
“sistemimize” yani “sistemsizliğe” döndürmek için elimizden geleni
yapmışızdır. En son yeterlikler hakkındaki yönetmelik sistemsizliğe
uydurulmaya çalışılmaktadır. Kılavuzluk sistemi “her isteyene yeterlik
belgesi verilmesi” ne açılmaya çalışılmaktadır. Akılla ve mantıkla izah
etmek mümkün değildir. Bizler üzüntü içerisinde bu gelişmeleri izlemekteyiz.
Kılavuz kaptansız gemi ile kazalar
arasındaki ilişkiyi en iyi istatistikler ifade eder. Kaza yapan gemilerin
%85 inde kılavuz kaptan yoktu. Geri kalanında da hata, kaza yapan kılavuzsuz
gemideydi. Tabii ki kılavuz kaptanlar da hata yaparlar. Ancak hizmet
verdikleri deniz alanını ya da boğazı çok iyi tanıdıklarından hata yapma
riskleri düşüktür. Deniz kazalarında insan hatasının payı da %82 olduğuna
göre, bu hatalar en iyi kılavuz kaptan alınarak en aza indirilebilinir.
Kazalardaki diğer etkenler, teknik
arızalar ve olumsuz doğa koşullarıdır. Teknik arızalar önemli bir kaza
nedenidir. Bu yüzden Boğazlardan geçen gemilerin kılavuz kaptan almaları
kadar, teknik bakımdan da geçişe elverişli olmaları ve yedek donanımlarını
hazır bulundurmaları büyük önem taşır.
Şu anda boğaz trafiği nasıl
işliyor? Hangi kurum sorumlu? Boğaz trafiğinin temel sorunları nelerden
kaynaklanıyor?
Boğaz trafiği, 1994 tarihli ve
1998 yılında revize edilen Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğü”
uyarınca işlemektedir. Tabii ki yılda 50 000 gemi ile dünyanın en işlek
boğazlar sisteminden birisidir. Ayrıca Hazar petrollerinin dünya pazarlarına
ulaştırılmasından dolayı da yoğun bir tanker geçişi vardır. Sorumlu kurum
tabii ki İstanbul Boğazı için “Liman Başkanlığı” dır çünkü İstanbul boğazı
İstanbul Liman Sahası sınırları içindedir. Ancak trafik düzenlemesi
Denizcilik Müsteşarlığı’na bağlı Trafik kontrol Düzen Başkanlığınca
yapılmaktadır. Türkiye Denizcilik İşletmeleri de kılavuzluk hizmetini ve
römorkaj hizmetlerini veren kuruluştur.
Türkiye’nin denizcilik ve boğazlar açısından dünya ülkeleri arasında
sahip olduğu avantajlar, varsa dezavantajlar ve kozlar var m?? Bu
avantajlardan etkin olarak nasıl yararlanılabilir?
Üç yanı denizlerle çevrili ve
dünyanın en işlek boğazlar sistemine sahip Türkiye’nin denizcilikte başarılı
olmaması nasıl mümkün olur? İşte asıl büyük başarı budur ve biz bunu
başarmışızdır. Nasıl başarmışızdır? Denize sırtımızı dönerek ve pozitif
ilme, dünyadaki denizci ülkelerin yaptıklarına da aynı şekilde sırt
çevirerek bu büyük başarıyı sağlamışızdır. Gerçi tonaj olarak Türkiye dünya
filosunda 17. sıradadır; ama aynı sıralamada Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi
küçük bir devlet 4. Sıradadır. Öte yandan, gemisi dünya limanlarında
eksiklik ve bakımsızlıktan tutulan ülkeler sıralamasında ise şampiyonluğu
kimselere kaptırmamaktayız. Bu durumdan övünemeyiz. Atatürk “Denizciliği
Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız”
derken bize bu hedefi göstermemişti. Ona layık olmak, denizi sevmek ve
denizci olmak zorundayız. Bunun için de dünyaya sırtımızı dönmek yerine,
aklımızı ve kollarımızı açmalıyız dünyaya. Artık “adama göre iş” devri
kapanmalı, “işe göre adam” devri mutlaka açılmalıdır. Buna da en tepelerden
başlanmalıdır. Denizcilikte başarılı olmak istiyorsak başka çaremiz yoktur.
Stratejik boğazlar ve denizciliğin günümüzde bir ülke için ifade ettiği
anlam nedir?
Tarihte ticaret yollarını ve
stratejik noktaları ele geçirmek ve elde tutmak için büyük mücadeleler
verilmiş, savaşlar yaşanmıştır. Bunun nedeni hem güvenlik kaygılarıdır
hem de ekonomiktir. Bugün dünyada taşımacılığın %90 ı deniz yolu ile
yapılırken denizciliğin ifade ettiği anlam tartışılmaz. Neden denizle
taşınıyor? Çünkü hem daha ucuz, hem daha güvenli. Karayoluyla taşırsanız
sekiz birim, deniz yoluyla taşırsanız bir birim ödüyorsunuz. Üstelik, 150
bin ton demir cevheri taşıyan bir dökme yük gemisi düşünün. Bu miktarda yükü
karadan taşımak için 4000 adet TIR’a yüklemeniz gerekir. Bu mümkün değil.
Yani deniz yolu aslında çoklukla “alternatifsizdir” bile denilebilir.
Boğazları hangi ülkeler çoğunlukla kullanmaktadır? Ne tür maddeler
taşınır boğazlardan?
Boğazları en çok tabii ki ev
sahibi ülke yani Türkiye kullanmaktadır. Ancak Karadeniz ülkelerini ve
bayrak olarak Malta, Yunanistan gibi ülkeleri de unutmamak lazım. Ne tür
maddeler taşınıyor derseniz, petrol ve türevleri, LPG, kimyasallar, çeşitli
hammaddeler ve diğer çeşitli yükler geçiyor.
Boğazlardan silah ve tehlikeli
veya stratejik maddeler geçiriliyor mu? Buna Türkiye bir sınır getirme
yönünde çalışma sergiliyor mu?
Stratejik maddeler olarak eğer
radyoaktif maddeler kastediliyorsa, Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni
Tüzüğü’ne göre bunların bildiriminin 3 gün önceden yapılması, güvenlik
kontrollerinin ve denetiminin yapılması koşulları var. Takdir edersiniz ki
geçiş yapan gemilerin yüklerinin ne olduğu gemi kaptanının beyanına göre
anlaşılıyor. Bu beyanı gemi üzerinde çıkıp doğrulama ya da kontrol etme
mümkün değil, eğer elde çok önemli ve yüzde yüz denilebilecek bulgular
yoksa.
Türkiye uluslararası kaç deniz limanına sahip? Bu limanlar dünya
denizciliği açısından çok önemli midir?
Bizim İstanbul limanımız, İzmir
Limanımız önemli limanlardır; ayrıca Yumurtalık’taki Botaş terminali Akdeniz
Bölgesinin önemli bir petrol sevk terminalidir ve gelecekte Bakü-Ceyhan boru
hattının devreye girmesi ile daha da önem kazanacaktır.
Gemi veya deniz kazalarının,
kara veya havayolu kazalarından farkı var mıdır?
Farkı, gemilerin çok büyük
miktardaki yükleri taşımasıdır tabii ki. Bir araba kazası ya da bir uçak
kazasının sonuçları insan hayatı çevre açısından çok büyük kayıplara neden
olmayabilir; ancak yüz binlerce ton petrol taşıyabilen bir tankeri düşünün.
Böyle bir geminin kaza yapması çok büyük bir çevre felaketine dönüşebilir,
geçmişte meydana gelen kazaları gözümüzün önüne getirirsek dönüşmüştür de.
Bu yüzden denizde güvenlik kara ve hava taşımacılığında olduğu gibi, çok
büyük önem taşır.
Nedir denizleri gizemli kılan? Denizlerde yaşamın bir denizci için
anlamı?
Denizler, özgürlük tutkusu ve
ufkun ardındaki gizemi simgeler. Denizcinin yaşamı aslında çok
çilelidir; ailesinden ve evinden çoklukla uzakta, yaşamını denize verir
denizciler. Fırtınalarla ve dalgalarla boğuşurken denize bir daha çıkmaya
tövbe de etseler limana varınca her şeyi unuturlar. Deniz çeker yine onları.
Denizci zor şartlarda çalışır; ekmeğini denizden söker alır. Denizi bilen
hiç bir işletmeci ve gemi sahibi denizcinin ekmeğiyle oynamaz, onun maaşıyla
oynamaz. Bunu yapanlar da hayır görmemiştir hiç bir zaman.
Denizcilik ve boğazlar konusunda da yapısal dönüşümlere ihtiyaç var mı?
Boğazlardan geçişlere için çözümler konusunda hangi fikirler öne çıkmakta?
Yapısal dönüşümlere ihtiyaç var. Kılavuzluk Kanununa ihtiyaç var her
şeyden önce. Yönetmelikler ya eksik ve yanlış çıkarılıyor, doğru
çıkarılanlar da kişisel isteklere göre ve denizi bilmeyen kişilerce
değiştirilmek isteniyor. Denizcilik uluslararası bir sektördür; bizim de
başımızı kuma gömüp alaturka davranışlar sergilemek yerine, dünya
denizciliğini yakından takip ederek kendimizi ona göre ayarlamalıyız. Şark
kurnazlığı yapmamalıyız. Boğazlar’da tutarlı ve ilkeli olmalıyız. 256
metrelik tankeri, bir kereden bir şey olmaz deyip gece vakti Boğazdan
geçirmeye girişmemeliyiz. İnsanlar takip ediyorlar ve görüyorlar, sonra da
bizi ciddiyetsiz buluyorlar. Doğru söylediğimize de kimse inanmıyor.
İlkeleri uygulayacaksak onlara önce kendimiz inanmalı ve kendimize
uygulamalıyız.
Bu genel kurallara uyarsak herşeyin arkasından geleceğine inanıyorum.
Türkiye’nin temel sorunu organize olamamaktır. Denizcilikte de bu böyledir.
Şeker, un ve yağ var, ateş var, ancak helva yapamıyoruz. Çünkü helva
ustasına ateş yaktırıyor, oduncuya da helva yaptırıyoruz. Bundan
vazgeçmeliyiz.
Kılavuz Kaptanların
yaşadıkları belli başlı sorunlardan ve çözüm önerilerinden söz eder misiniz?
Kılavuzlukta önemli olan, bütün dünyada
olduğu gibi, denizcilikte kaza oranının en yüksek olduğu bölgeler olan dar
suyolları, boğazlar ve limanlarda güvenliğin sağlanmasında en önemli unsur
olan kılavuzluğun özerk olması ve ekonomik baskılardan uzak tutulmasıdır.
Denizcilikte ekonomik kaygılar ile güvenlik arasında dengeyi sağlayan en
önemli unsur kılavuz kaptandır. Bu bakımdan, ülkemizde de dünyada olduğu
gibi kılavuzlukla ilgili sistemde kılavuz kaptanların söz sahibi olmaları
gerekmektedir. Bunun modern örnekleri son yıllarda ülkemizde vardır. Ancak
ekonomik kaygılarla sürekli olarak bu sistem zaafa uğratılmaya
çalışılmaktadır. Eğer Boğazlarımızda ve limanlarımızda dünya standartlarında
güvenlik istiyorsak, kılavuzluğun da dünyada nasıl olduğuna bakıp
politikalarımızı ona göre belirlememiz gerekmektedir. Peki ne yapılmalı?
Derneğimizin kısa, orta ve uzun vadede yapılması gerekenlerle ilgili
önerileri şunlardır:
Kılavuzlukla
ilgili Kısa, Orta ve Uzun Vadede Yapılması Gerekenler nelerdir?
Kısa Vadede
1.
Türk Boğazları da
dahil olmak üzere, Avrupa ülkelerinde ve ABD de olduğu gibi, kılavuzluğun
özerk yapılanma içerisinde bir kuruluş haline gelmesi Türkiye genelinde
sağlanmalıdır. Bu konuda hizmeti iyi veremeyen kamu kuruluşlarının hizmet
alımı yoluyla özelleştirilmesi de ilk etapta düşünülmelidir. Özel
kuruluşların da hizmeti iyi verdiği, istenen kriterleri karşıladığı, gerekli
yatırımları yaptığı ve yeterli sayıda ve yeterlikli kılavuz kaptan
çalıştırdığı, gerekli araç gereci yeterli sayıda ve iyi durumda bulundurduğu
İdare tarafından sıkı bir şekilde izlenmeli aksi görüldüğü takdirde gerekli
müeyyide uygulanmalıdır.
2.
Türk
Boğazlarından geçiş yapan gemilerin düşme eğilimi gösteren kılavuz kaptan
alma oranı arttırılmalıdır. Bu konuda Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile
ihtilafa düşmeyen alternatif önlemler düşünülmelidir.
3.
Kılavuz kaptan
almayı caydırıcı açıklama ve yayınlardan özellikle kılavuz kaptan almanın
geçiş yapan gemilerin çoğunluğu için isteğe bağlı olduğu Türk Boğazları ile
ilgili olarak kaçınılmalıdır.
Orta Vadede
1.
Özellikle Türk
Boğazlarında verilen kılavuzluk hizmetlerinin teknik altyapısı yetersizdir
ve süratle yenilenmelidir.
2.
Kılavuz kaptanların yetiştirilmesinde
esas olan gemi üzerindeki fiili staj eğitimidir. Ancak staj eğitimine
geçilmeden önce simülatör eğitimi desteği de yararlı olabilecektir.
Uzun Vadede
1.
Kılavuzluk Kanunu
çıkarılmalıdır. Avrupa ülkelerinde 1600'lü yıllardan beri kılavuzluk kanunu
bulunmaktadır. Bizim de Kılavuzluk Kanunu çıkarılmasına yönelik çalışmalara
zaman kaybetmeksizin başlamamız gerekmektedir.
Dernek profili:
|
DERNEK
KÜNYESİ |
|
Derneğin Adı |
Türk
Kılavuz Kaptanlar Derneği |
|
Kuruluş Tarihi |
1968 |
|
Adresi |
Sıra Dükkanlar No:85 Tophane 80040
İstanbul |
|
Yönetim
Kurulu Başkanı |
Kapt.
Timur İLDENİZ |
|
Genel
Sekreter |
Kapt.
Cahit İSTİKBAL |
|
Mali Sekreter |
Kapt. Sedat TENKER |
|
Yönetim Kurulu Üyeleri |
Kapt. Cengiz SÖZDEMİR (Başkan Vekili) Kapt. Ergun ALTINKUT (Mali
Sekreter Yardımcısı) Kapt. A. Haydar YÜCE (Genel Sekreter Yard.) Kapt.
C. Bahadır YENER |
|
İnternet
Adresleri |
www.turkishpilots.org
www.turkishpilots.org.tr
|
|
Kuruluş
Amacı |
Kılavuz
Kaptanlık mesleğinin gelişmesini sağlamak, mesleki çalışmalar yapmak,
Denizlerimizde ve Boğazlarımızda trafik güvenliğinin sağlanması ve deniz
çevresinin korunması amacı ile hareket ederek bu konularda çalışmalar
yapmak. |
|
Üye
Sayısı |
216
|
|
Telefon-Fax
|
Tel:
0212 2938500
Fax:
0212 2491876 |
|