|
Seyir Defteri
Aralık 2003 |
|
IMO: Nedir, Ne Yapar,
Nasıl Çalışır?* (IMO
Kaynaklarından Derleme Yazı) |

|
|
Cahit İstikbal
|
IMO Nedir?
Birleşmiş Milletler çatısı altında denizcilik
konularıyla ilgili çalışmalar yürütecek uzman bir örgütün kurulması ilk defa
gündeme geldiğinde, asıl amaç deniz güvenliğinin arttırılması için
uluslararası mekanizmaları harekete geçirmekti.
Denizcilik sektörünün uluslararası
niteliğinden dolayı, eskiden beri denizcilik faaliyetlerinde güvenliği
arttırmak amacıyla yapılacak olan çalışmaların her bir ülkenin kendi başına
ve birbirleriyle eşgüdüm içerisinde olmaksızın yapılması halinde etkin
olamayacağı, bu etkinliğin ancak uluslararası düzeyde bu çalışmaların
yapılması halinde sağlanabileceği zaten kabul edilmekteydi. Her ne kadar o
zamana kadar denizcilik konularında birkaç önemli uluslararası anlaşma
imzalanmış ise de, pek çok devlet düzenli olarak denizcilik konularında
çalışmalar yürütecek ve yapılan çalışmalarda eşgüdümü sağlayacak sürekli
bazda çalışacak bir örgüte gereksinim olduğuna inanmakta idiler.
Bu çerçevede 1948 yılında Birleşmiş Milletler
tarafından düzenlenen bir konferansta Uluslararası Denizcilik Örgütü’nin
(IMO) kurulması konusunda Sözleşme kabul edildi. IMO aynı zamanda sadece
denizcilik konularıyla ilgilenecek ilk uluslararası kuruluş olacaktı.
Sözleşmenin imzalanmasından 1958 yılında
yürürlüğe girmesine kadar geçen 10 sene içerisinde, güvenlikle ilgili olup
farklı bakış açıları gerektiren konular uluslararası ilgi görmeye başladı.
Bunların en önemlilerinden birisi, gemilerden kaynaklanan petrol
kirliliğinin oluşturduğu tehditti. Bu konuda 1954 yılında yani IMO’nun
hayata geçmesinden 4 yıl önce bir uluslararası sözleşme kabul edilmişti; bu
Sözleşmenin idaresi ve yaygınlaşmasının sağlanması sorumluluğu Ocak 1959
tarihinden itibaren IMO tarafından üstlenildi. En başından itibaren, deniz
güvenliğinin arttırılması ve deniz kirliliğinin önlenmesi IMO’nun en önemli
hedefleri oldu.
IMO merkezi Londra’dadır ve merkezi
İngiltere’de bulunan tek Birleşmiş Milletler kuruluşudur. İdare organı
Genel Kurul’dur. Genel Kurul her iki yılda bir toplanır. IMO’nun ikisi
gözlemci üye olmak üzere halen 162 üyesi bulunmaktadır. Genel Kurul un
toplantıları arasındaki sürede Genel Kurul tarafından seçilen 40 üyeden
oluşan Konsey, IMO’nun idare organı olarak faaliyet gösterir.
IMO, teknik bir örgüttür ve çalışmalarının pek
çoğu bir takım komiteler ve alt komiteler tarafından yürütülür. Bunlardan
en önemlisi Deniz Güvenliği Komitesi’dir (MSC). Deniz Güvenliği Komitesi’nin
yürüttükleri çalışmalara uygun olarak isimlendirilmiş alt komiteleri vardır:
Seyir Güvenliği (NAV), Telsiz Haberleşmesi ve Arama-Kurtarma (COMSAR) Eğitim
ve Vardiya (STW); Tehlikeli maddelerin, katı yüklerin ve Konteynırların
taşınması (DSC), Gemi dizaynı ve donanımı (DE); Yangından Korunma (FP); Gemi
dengesi, yükleme hatları ve Balıkçı Gemilerinin Güvenliği (SLF); Bayrak
Devleti Uygulamaları (FSI)¸Dökme sıvılar ve gazlar (BLG).
Deniz Çevresinin Korunması Komitesi (MEPC),
Genel Kurul tarafından Kasım 1973 tarihinde kuruldu. Görevi Örgütün
gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğinin önlenmesine yönelik
etkinliklerinde eşgüdümü sağlamaktır. FSI ve BLG alt komiteleri aynı zamanda
MEPC’nin de alt komiteleridirler.
Hukuk Komitesi (LEG), aslında 1967 yılında
meydana gelen Torrey Kanyon kazasından sonra ortaya çıkan hukuksal
sorunlarla ilgilenmesi için kurulmuştu, ancak daha sonrasında sürekli bir
komite haline getirildi. Görevi, Örgütün çalışma yürüttüğü konularda
hukuksal çalışmaları yürütmektir.
Teknik İşbirliği Komitesi (TC) Örgütün
denizcilik alanında özellikle gelişmekte olan ülkelere teknik yardım
sağlanması yönündeki çalışmalarında eşgüdümü sağlamak üzere kurulmuştur.
IMO’nun Birleşmiş Milletler sistemi içerisinde Sözleşmesinde Teknik
İşbirliği Komitesi kurması kararlaştırılan tek Örgüt olması, çalışmalarında
teknik yardımın ne kadar önemli olduğunun da bir kanıtıdır.
Kolaylaştırma Komitesi (FC) nin görevi,
IMO’nun uluslararası deniz trafiğinin kolaylaştırılması yönündeki
etkinliklerini ve işlevlerini yürütmektir. Bunların amacı, formalitelerin
azaltılması ve gemilerin limanlara giriş ve çıkışlarında gerekli belgelerin
basitleştirilmesidir.
IMO’nun bütün komiteleri, bütün üye ülkelerin
eşitlik ilkesine göre katılımına açıktır.
IMO sekreteryasına Genel Sekreter başkanlık
eder. Genel Sekretere bu görevinde 300 uluslararası sivil memur yardımcı
olur. Genel Sekreter, Genel Kurul’un da onayıyla Konsey tarafından tayin
edilir.
IMO Ne Yapar?
Amaçladığı hedeflere ulaşabilmesi için, geride
kalan 44 yıl içerisinde IMO, deniz güvenliği, kirliliğin önlenmesi ve
benzeri konularda 40 Uluslararası Sözleşmenin kabul edilmesi çalışmalarını
yürüttü ve yine aynı konularda 700 ün üzerinde Kod ve Karar’ı kabul etti.
Bir Uluslararası Sözleşmenin ilk çalışmaları
bir alt komite ya da komite bünyesinde yapılmaktadır. Daha sonra ortaya
çıkan taslak, Birleşmiş Milletler sistemi içerisinde yer alan ve IMO üyesi
olmayan ülkeler de dahil olmak üzere bütün ülkelerden delegasyonların davet
edildiği Uluslararası Konferansa sunulur. Konferans, taslağa son şeklini
verir ve bu şekilde Sözleşme haline gelen metin, Hükümetlerin imzasına
açılır.
Kabul edilen bir Sözleşmenin yürürlüğe girmesi
için belli koşulların yerine gelmesi gerekir, bunların arasında en önemlisi
Sözleşmenin belli sayıda ülke tarafından imzalanmasıdır. Bir sözleşmeyi
imzalayan devlet, onu uygulamak ve kendi iç hukukuna geçirmek zorundadır.
Genel Kurul tarafından kabul edilen Kod ve Karar’ların hükümetler üzerinde
bağlayıcılığı yoktur, bununla birlikte bu Karar ve Kod’lar da içerikleri
açısından büyük önem taşıyabilirler, pek çok durumda da bunlar ülkeler
tarafından kendi iç hukuklarına geçirmek suretiyle uygulama alanı
kazanırlar.
IMO Sözleşmeleri
Güvenlik
IMO Tarafından düzenlenen ilk Konferans 1960
yılında olmuştu ve tabii ki deniz güvenliği ile ilgiliydi. Bu Konferansta
Uluslararası Denizde Can Güvenliği Sözleşmesi (SOLAS) kabul edildi, bu
Sözleşme 1965 yılında yürürlüğe girerek 1948 yılında imzalanmış olan önceki
Sözleşmenin yerini aldı. 1960 SOLAS Sözleşmesi, deniz taşımacılığının
güvenliğini arttırmak üzere düzenlenmiş geniş çaplı önlemleri
içermekteydi.Bunlar gemi dengesi, makine ve elektrik donanımları, yangın
ihbarı, korunması ve mücadelesi; can kurtarma donanımları;seyir güvenliği,
tahıl taşınması; tehlikeli yüklerin taşınması ve nükleer gemiler gibi
bölümler içerisinde ele alınmaktaydı.
IMO’nun ilgilendiği konular arasında en başta
gelenlerden birisi de gemilerin ve mürettebatının güvenliğidir. 1960 SOLAS
Sözleşmesi deniz güvenliği ile ilgili temel uluslararası araç idi, yeni
gelişmelere paralel olarak bu sözleşmede pek çok değişiklikler yapıldı.
Bununla birlikte, değişikliklerin yürürlüğe sokulması işlemindeki güçlükler
nedeni ile, bu değişikliklerden hiç birisi uluslararası bağlayıcılık
kazanamamıştı.
Bu durumu çözüme kavuşturmak ve bir ölçüde de
gerekli gelişmeleri daha hızlı bir şekilde gerçekleştirmek amacı ile 1974
yılında IMO bir Konferans topladı ve, 1960 Sözleşmesinde yapılan
değişiklikleri içeren ve yapılması gerekli yeni değişikliklerin de eklendiği
ve daha gelişmiş bir değişiklik yöntemini de içeren yeni Sözleşmeyi görüştü.
Yeni yöntem uyarınca, MSC Tarafından yapılan
değişiklikler belli sayıda ülke tarafından karşı çıkılmadığı müddetçe,
önceden belirlenmiş bir tarihte kendiliğinden yürürlüğe girecekti. Buna
“sessiz kabul” (Tacid Acceptance) yöntemi adı verildi. 1974 SOLAS Sözleşmesi
25 Mayıs 1980 de yürürlüğe girdi. Bu tarihten beri, Sözleşme metninde pek
çok değişiklikler yapıldı.
1966 Yılında IMO Tarafından toplanan bir
konferansta Uluslararası Yükleme Sınırı Sözleşmesi kabul edildi. Bir geminin
en fazla hangi su çekimine kadar yükleme yapabileceğine ilişkin getirilen
sınırlamalar ve bunun fribord üzerinde markalanması, güvenliğe çok önemli
katkı sağladı. Bu konuda 1930 yılında uluslararası bir sözleşme kabul
edilmişti; yeni Sözleşme bu kuralları güncelleştirdi ve yeni ve daha
gelişmiş kurallar eklenmesini de sağladı. Bu Sözleşme 1968 yılında yürürlüğe
girdi.
Gemilerin tonaj ölçümü uluslararası deniz
taşımacılığının önemli sorunlarından birisiydi. IMO kuruluşundan hemen sonra
bu konu üzerinde çalışmaya başladı, ve 1969 yılında bu konuyla ilgili ilk
uluslararası Sözleşme kabul edildi. Bu Sözleşmenin ancak 1982 yılında
yürürlüğe girebilmiş olması ise konunun ne kadar karmaşık olduğunun adeta
bir başka göstergesiydi.
“Göçmen” ticaretinde kullanılan gemileri ve
yolcularını korumak üzere özel bir Ticari Yolcu Gemileri Anlaşması 1971
yılında kabul edildi ve kabul edilmesinden 3 yıl sonra yürürlüğe girdi. Bu
anlaşmaya eklenen bir protokol ise 1973 yılında kabul edilerek 1977 yılında
yürürlüğe girdi.
Çatışma, denizde meydana gelen kazaların
önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Çatışmayı önleme amaçlı düzenlemeler,
1960 SOLAS Konferansında kabul edilmişti ve Konferansın sonuç kararına de
eklenmişti. Ancak, bu kurallar SOLAS içerisinde yer almadıkları için
uluslararası bağlayıcılık kazanamamışlardı. 1972 yılında IMO, COLREG olarak
da bilinen Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nü kabul etti.
COLREG kurallarının geçmişi aslında 1862 yılında İngiltere tarafından
oluşturulmuş bulunan 1889 yılında Washington’da toplanan bir uluslararası
konferans ile uluslar arası nitelik kazanan kurallar dizinine kadar dayanır.
IMO tarafından geliştirilen COLREG’de ise bir
kısım yeni kurallar da yer almaktaydı. Bunlar arasında IMO tarafından kabul
edilen trafik ayırım şemalarına uyulmasının zorunlu hale getirilmesi de
vardı. Trafik ayırım şemaları daha önce dünyadaki trafiği yoğun pek çok
deniz alanında tavsiye niteliğinde oluşturulmuşlardı. Bu şemaların IMO
tarafından zorunlu hale getirilmesi pek çok bölgede deniz kazalarını önemli
ölçüde azalttı. Bu Sözleşmenin 1977 yılında yürürlüğe girmesi şemaların
uygulanmasında da gelişmeler olmasını sağladı..
1972 yılında IMO tarafından kabul edilen bir
başka sözleşme de uluslararası ticarette giderek önem kazanmakta olan
konteynır taşımacılığının güvenliği ile ilgiliydi. Konteynır Güvenliği
Hakkında Uluslararası Sözleşme, hem bu taşımacılığı kolaylaştırmak, hem de
konteynırların yüksek güvenlikle taşınabilmelerini sağlamak üzere genel
olarak kabul edilebilir test usullerini ve ilgili dayanıklılık
gereksinimlerini belirlemek amacını taşımaktaydı. Bu Sözleşme 1977 yılında
yürürlüğe girdi. Böyle bir Sözleşmenin gerekli olduğuna inanılması aynı
zamanda deniz taşımacılığında yaşanmakta olan değişimin de önemli bir
göstergesiydi. Şöyle ki, IMO hayata geçtiğinde konteynırlar henüz
kullanılmaya bile başlanmamıştı.
IMO’nun deniz taşımacılığında yaşanan değişime
verdiği bir diğer karşılık da 1976 yılında kabul edilen Uluslararası
Denizcilik Uydusu Kurumu Sözleşmesi (INMARSAT) ve onun Çalışma Anlaşması
oldu. Klasik telsiz araçları o zamanlara kadar çok çeşitlenmiş olmasına
rağmen eldeki dalga boylarında çok fazla değişiklikler yapmak fiziksel
olarak olanaklı değildi. Ancak uyduların kullanılması ile bu güçlük
aşılabilirdi. Gemiler açısından hem ticari yönden hem de diğer bakımlardan
çok faydaları da vardı ama, bu Sözleşmenin en büyük yararı güvenlik alanında
görüldü. INMARSAT Sözleşmesi Temmuz 1979 yılında yürürlüğe girdi ve IMO gibi
Londra’da bulunan INMARSAT Örgütü de kurulmuş oldu. Denizcilik
haberleşmesinde kullanılmak üzere il uydular da aynı yıl hizmete girdi. 1980
li yıllarda ise INMARSAT tarafından hava ve kara haberleşme hizmetleri de
verilmeye başlandı.
INMARSAT uydularının her biri 4 ana okyanus
üzerinde 35 bin kilometre yükseklikte sabit (geostationary) bir yörüngeye
yerleşmişlerdir. Uyduların verdiği data iletişim hizmetleri arasında
doğrudan çevirmeli telefon, teleks, faks ve e-mail veri bağlantıları, aynı
zamanda hava araçları ve kara araçları için otomatik mevki ve durum raporu
ve acil durum ve güvenlik mesajı gönderme bulunmaktadır. INMARSAT’ın üyesi
olan 79 ülke bulunmaktadır. Karar alma organı yatırımda en çok payı bulunan
üye ülke temsilcilerinden oluşan Konseydir.
Uzay teknolojisinin aksine, balıkçılık
dünyanın en eski endüstrilerinden birisidir. Ancak balıkçı gemilerinin
güvenliğine yönelik ilk uluslararası sözleşmenin kabul edilmesi için 1977
tarihine kadar beklenilmesi gerekti. Tarihteki bu gecikmenin nedenlerinden
birisi de aslında denizcilik endüstrisinin son derece değişken ve karmaşık
yapısıydı. Balıkçılık diğer denizcilik etkinliklerinden o derecede farklıdır
ki IMO tarafından kabul edilmiş olan Sözleşmelerin hemen hemen hiçbirisini
doğrudan balıkçı gemilerine de uygulamak olanaklı değildir. Balıkçı
Gemilerinin Güvenliği konusunda kabul edilen 1977 Torremolinos Uluslararası
Sözleşmesi ile balıkçı gemilerinin bunun gibi sorunlarına bir çözüm
getirilmesi amaçlanmıştı; ancak teknik zorluklar yüzünden bu Sözleşme hiçbir
zaman yürürlüğe giremedi. Bu sözleşme 1993 yılında bir Protokol ile
değişikliğe uğradı.
Gemilerin güvenliği çoklukla gemilerin
kendilerinden çok onların mürettebatlarının elindedir. Bu nedenle, IMO gemi
personelinin eğitime ayrı bir önem vermektedir.
Örgüt tarafından 1978 yılında toplanan
Konferans Gemiadamlarının Eğitimi, Sertifikalandırılması ve Vardiya Esasları
ile ilgili ilk Uluslararası Sözleşmeyi kabul etti.
Bu Sözleşme Nisan 1984 tarihinde yürürlüğe
girdi.
Bu Sözleşme ile, ilk defa olarak, gemiadamları
için uluslararası boyutta kabul edilebilir alt standartlar ortaya kondu.
Amaçlanan bütün Devletlerin gemiadamı yetiştirilmesinde kullanacakları bir
modeli ortaya çıkarmak değildi, çünkü pek çok ülke kendi denizcilik
eğitimlerinde zaten Sözleşmede belirtilenlerden çok daha yüksek standartlar
kullanmakta idiler. Bu sözleşme 1995 yılında yeniden gözden geçirildi.
Sözleşmenin teknik bakış açısıyla güncelleştirilmesinden ayrı olarak,
yapılan değişiklikler IMO’ya Sözleşmeye taraf olan ülkelerin yönetim, eğitim
ve belgelendirme standartlarının değerlendirilmesi hakkını da vermekteydi.
Bu değişiklikler 1997 yılında yürürlüğe girdi.
1979 yılında IMO, Uluslararası Denizde Arama
ve Kurtarma Sözleşmesi’ni kabul etti. Başlığında da belirtildiği gibi, bu
sözleşme deniz kazalarından sonra denizde yürütülecek arama ve kurtarma
çalışmaları için var olan düzenlemeleri geliştirmek amacıyla hazırlandı.
Her ne kadar pek çok ülkenin bu gibi acil
durumlarda uygulayacakları kendi planları bulunmakta idiyse de, bu şekilde
ilk kez uluslararası anlamda bir yöntem ortaya konulmuş oldu. Bu Sözleşme
1985 yılında yürürlüğe girdi.
Deniz Kirliliğinin Önlenmesi ve Zararların
Tazmini
1954 tarihli Petrol Kirliliğini Önleme
Sözleşmesi petrol kirliliğinin etkilerini azaltmak amacıyla düzenlenmiş ilk
önemli Sözleşme idi. Ancak, takip eden yıllarda kirlilik tehdidi büyük
oranda arttı ve kuruluşundan itibaren, IMO kirlilik sorununa büyük önem
verdi. 1954 Sözleşmesi 1962 yılında değişikliğe uğradı, fakat Torrey Kanyon
kazası dünyaya deniz yoluyla petrol taşımacılığının deniz çevresine
oluşturduğu tehdit konusunda önemli bir uyarı oldu. Felaketten hemen sonra,
IMO bir dizi Sözleşmeler ve Kurallar geliştirmek üzere çalışmalar yürüttü,
bunlar arasında 1969 yılında kabul edilmiş bulunan 1954 Sözleşmesinin gözden
geçirilmesi de vardı.
1969 Yılında iki Sözleşme kabul edildi.
Bunlardan birisi Açık Denizlerdeki Petrol Kirliliği Olaylarında Müdahale
Hakkında Sözleşme idi ki bu Sözleşme, Sahil Devletlerinin açık denizlerde
meydana gelen ancak petrol kirliliğine yol açması olasılığı bulunan kazalara
müdahale etme haklarını düzenlemekteydi. Bu Sözleşme 1975 yılında yürürlüğe
girdi.
İkincisi ise Petrol Kirliliğinden Oluşan
Zararın Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Sözleşme idi ve bu Sözleşme kaza
sonucunda bir petrol kirliliği olması durumunda bu kirlilikten etkilenenlere
karşı geminin veya yükünün sorumluluğunu düzenlemekteydi. Sözleşme, kirlilik
kurbanlarının kullanabilecekleri yeterli miktarda tazminatın hazır
bulundurulmasını amaçlamaktaydı ve bu tazminatı ödeme yükümlülüğünü donatana
yüklemekteydi. Bu sözleşme, 1975 tarihinde yürürlüğe girdi.
Bazı devletler, bu Sözleşme ile getirilmiş
bulunan mali sorumluluk limitlerini çok düşük bulmaktaydılar ve hazır
bulundurulan tazminat miktarının pek çok olayda yetersiz kaldığını
belirtmekteydiler. Sonuçta, IMO tarafından 1971 yılında yeni bir konferans
toplandı ve bu konferansta Petrol Kirliliğinden Oluşan Hasarın Tazmini İçin
Uluslararası Fon Kurulması Hakkında Sözleşme kabul edildi. Bu Sözleşme 1978
yılında yürürlüğe girdi.
Bütün yükü donatana yükleyen Sivil Mali
Sorumluluk Sözleşmesinden (civil Liability Convention) farklı olarak,
Uluslararası Deniz Kirliliğinden Oluşan Zararı Tazmin Fonu (IOPC), kazadan
sonra bir petrol kirliliği meydana gelmesi ve bundan oluşan zararın Sivil
Sorumluluk Sözleşmesi çerçevesinde karşılanamaması durumunda ek bir tazmin
sağlamak amacıyla düzenlenmişti. Böylelikle tazmin yükümlülüğü donatan ve
yük sahipleri arasında eşit olarak bölüştürülmekteydi.
Bu fonla ilgili çalışmalar merkezi Londra’da
bulunan IOPC Fonu Örgütü tarafından yürütülmektedir.
1969 tarihli Sivil Sorumluluk ve 1971 Tarihli
Fon Sözleşmelerinde belirlenen limitler IMO Tarafından 1992 yılında toplanan
bir konferansta kabul edilen bir protokolle arttırıldı. Bu Protokol 1996
yılında yürürlüğe girdi ve petrol kirliliğinden zarar görenlere ödenebilecek
miktarın üst sınırını 135 Milyon USD’e yükseltti.
Deniz kirliliğinin hukuksal yönü ile ilgilenen
Sözleşmelere ek olarak, IMO bu konunun diğer boyutları ile de önemle
ilgilendi. Petrol taşımacılığında görülen büyük artış, ve buna bağlı olarak
deniz kirliliği olaylarında sadece kazalardan dolayı değil ancak normal
denizcilik faaliyetleri sonucunda ve özellikle de tank yıkama nedeniyle
artışın olması deniz çevresinin korunması konusundaki uluslararası
duyarlılığı arttırdı. 1971 yılında 1954 tarihli Deniz Kirliliğinin Önlenmesi
Sözleşmesinde değişiklikler yapılarak bir kaza sonucu meydana gelebilecek
petrol kirlenmesinin azaltılması ve Avustralya’daki Great Barrier Reef
bölgesine özel koruma sağlanması amaçlandı.
Bununla birlikte, çoğunluğun kafasındaki
düşünce, gemilerden kaynaklanan petrol kirliliğinin önlenmesi konusunda
bütünüyle yeni bir Sözleşmenin gerekli olduğu idi. Bu yüzden IMO 1973
yılında gemilerden kaynaklanan deniz kirliliğini bütün ayrıntılarıyla
görüşmek üzere büyük bir konferans topladı. Bu konferansın sonucunda
kirliliğin önlenmesi konusunda en ayrıntılı ve en önemli Uluslararası
Sözleşme olan Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi İçin Uluslararası
Sözleşme (MARPOL) kabul edildi. Bu Sözleşmede yalnızca petrolden kaynaklanan
deniz kirliliği değil, kimyasallar, çöpler ve lağım suları gibi diğer
zararlı maddelerden kaynaklanan kirlilik de ele alınıyordu.
MARPOL Sözleşmesi, gemilerden denize
bırakılabilecek sintine miktarını büyük ölçüde kısıtlamış, hatta Karadeniz,
Kızıldeniz gibi belli deniz alanlarında bunu tamamen yasaklamıştır.
Bazı ülkeler belli teknik sorunlar nedeniyle
bu Sözleşmeyi imzalamakta zorluklar yaşadılar. Arada geçen zamanda 1976/77
Kışı meydana gelen bir dizi tanker kazası daha ileri derecede önlemler
alınması gereksinimini doğurdu. IMO, bu gereksinimi karşılamak amacıyla
hızla harekete geçerek 1978 Yılında Tankerlerin Güvenliği ve Kirliliğin
Önlenmesi konusunda Konferans yapılmasını sağladı. Bu Konferansta 1973
MARPOL Sözleşmesine ham petrol tanklarının yıkanması gibi çalışma usullerine
yönelik bir dizi teknikleri içeren ve ayırılmış (Segregated) balast
tanklarının daha iyi korunmuş bir yere alınması gibi inşa gerekliliklerinde
bir dizi değişikliği getiren bir protokolün eklenmesi kabul edildi. 1973
MARPOL Sözleşmesinin kabul edilen1978 Protokolü, aslında ana Sözleşmenin
değişikliğe uğramış şekli idi. Bu belgeler ikisi birden MARPOL 73/78 olarak
anılmaya başlandılar ve 1983 yılında yürürlüğe girdiler. Sözleşmede bu
tarihten sonra pek çok başka değişiklikler de yapıldı.
1990 Yılında IMO, Deniz Kirliliğine Hazırlık,
Mücadele ve İşbirliği Hakkında Uluslararası Sözleşmeyi (OPRC) kabul etti. Bu
Sözleşmenin amacı, bir tanker kazası gibi acil durumlarda ülkelerin acil
müdahale olanaklarını arttırmaktı. Sözleşme Mayıs 1995 Tarihinde yürürlüğe
girdiyse de bazı hükümleri çok daha önceden, 1991 baharında Basra Körfezinde
meydana gelen büyük deniz kirlenmelerine karşı kullanılmıştı. Bu önlemler,
özel bir IMO Fonundan desteklenmekteydi ve ekolojik açıdan önemli pek çok
deniz alanının büyük zararlardan kurtarılmasına yardım etti.
1996 Yılında IMO, tehlikeli ve zehirli
atıkların deniz yoluyla taşınmasından doğabilecek zararın tazmini amacıyla
uluslararası bir sözleşmeyi (HNS) kabul etti. Bu Sözleşme, 250 Milyon USD e
kadar olan zararların tazmini konusunda iki aşamalı bir sistem
getirmekteydi. Sözleşmede yalnızca kirlenme boyutu değil, yangın ve patlama
gibi diğer riskler de ele alınmaktaydı.
Diğer Konular
Güvelik ve kirliliğin önlenmesi IMO’nun
ilgilendiği ana konular olmakla beraber, Örgütün pek çok diğer alanlarda
etkinlikleri de bulunmaktadır.
Bunlardan bir tanesi deniz taşımacılığının
kolaylaştırılmasıdır. Geçmişte uluslararası standart hale getirilmiş
belgelendirme usullerinin bulunmaması hem gemideki görevli personel hem de
karadaki ilgili kişiler için önemli bir yük oluşturmaktaydı ve önemli ölçüde
gecikmeye neden oluyordu.
IMO, kurulmasından itibaren bu sorunlarla
ilgili çalışmalar yapmaya başlamıştı ve 1965 yılında, Deniz Trafiğinin
Kolaylaştırılması Hakkında Uluslararası Sözleşmeyi (FAL) kabul etti. Bu
Sözleşmenin temel hedefleri deniz trafiğinde gereksiz yere gecikmeleri
önlemek, Hükümetler arasında işbirliğinin geliştirilmesine yardım etmek,
gemilerin limana girişleri çıkışları ve limanda kalışları ile ilgili
formaliteler ve usuller hakkında uygulanabilir ölçüde birörnek olunmasının
sağlanması idi. Bu Sözleşme 1967 yılında yürürlüğe girdi.
IMO’nun deniz kirliliğinde mali sorumluluk
konusunda yaptığı çalışmalardan daha çok söz edilmesine rağmen, Örgüt diğer
hukuki konularda da çeşitli Sözleşmeler hazırlamıştır.
1971 Yılında IMO, Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı ve Ekonomik İşbirliği ve Gelişme Teşkilatına bağlı Avrupa Nükleer
Ajansı ile işbirliği yaparak bir Konferans topladı ve bu konferansta nükleer
atıkların taşınmasından doğacak zararın mali sorumluluğunu düzenleyen bir
Sözleşme kabul edildi.
1974 yılında IMO, yolcular ve yolcu bagajları
konusuna eğildi ve bu konuda gemilerde yolcu taşınması esnasında yolcuların
şikayetçi olduğu hasarlardaki mali sorumluluğu düzenleyen bir Sözleşmeyi
kabul etti. Bu Sözleşme, yolcuların uğradığı hasar ve zararlardan bir kusuru
veya ihmali olması kaydıyla taşıyanı sorumlu tutmaktaydı. Tazminatın tutarı
Sözleşmenin ilgili maddelerinde belirlenen miktarlarla sınırlandırılmıştı.
Bu tazminat limitleri 1990 yılında kabul edilen bir Protokol ile büyük
oranda arttırıldı.
Donatanların mali sorumluluğu konusundaki
genel sorun 1957 yılında kabul edilen bir Sözleşme ile ele alınmıştı.
Bununla birlikte, 1960’ların sonlarında anlaşıldı ki 1957 Sözleşmesi ile
konulmuş bulunan limitler çok düşük kalmaktaydı. 1976 Yılında IMO bir
Konferans topladı ve bu Konferansta, Denizcilik Davalarında Mali
Sorumluluğun Sınırları Sözleşmesi adı altında yeni bir Sözleşme kabul
edildi. Bu Sözleşmeyle, mali sorumluluğun sınırları bazı durumlarda %300 e
varan oranlarda arttırılıyordu. Sınırlar, iki tip dava için ayrı ayrı
sınıflandırılıyordu, birincisi kişisel yaralanma ve eşya kaybolması- hasarı
davaları, ikincisi ise gemilerin kendileri ile ilgili ve liman
çalışmalarının konu olduğu davalardı. Bu konuda 1996 yılında kabul edilen
bir protokol ile mali sorumluluk sınırları yükseltildi.
1988 Yılında Seyir Güvenliğini Tehlikeye Atan
Hukuksuz Fiillerin Önlenmesi Hakkında Uluslararası Sözleşme kabul edildi. Bu
sözleşme ticaret gemilerine karşı yapılan terörist saldırılar gibi olayları
önleme amacını taşımaktaydı. Bu Sözleşme Mart 1992 Tarihinde yürürlüğe
girdi.
Yüzyıl boyunca gemi kurtarma işlemlerinde
“Kurtarma gerçekleşmezse ödeme yok” (No cure, no pay) formülü uygulana
gelmişti. Bu formül her ne kadar pek çok olayda başarılı olmuşsa da, deniz
kirliliğini dikkate alan bir formül olmaktan uzaktı, çünkü kurtarmayı
yapacak olan, büyük bir deniz kirliliğini önlemiş olsa bile eğer gemiyi
kurtaramamış ise hiçbir maddi kazanç elde edemiyordu. Bu eksikliği gidermek
amacıyla 1989 yılında Uluslararası Gemi Kurtarma Sözleşmesi kabul edildi ve
Temmuz 1996 tarihinde yürürlüğe girdi.
IMO Kod ve Tavsiye Kararları
Sözleşmeler ve uluslararası anlaşmalara ek
olarak, IMO, çok geniş bir yelpazede çeşitli konularla ilgili yüzlerce
tavsiye kararı almıştır.
Bunlardan bazılarını Sözleşmeler ve
anlaşmalarda yeterince yer almayan Kodlar, anahatlar, önemli konularda
tavsiye niteliğindeki çalışmalar oluşturmaktadır. Tavsiye kararları Kod
formunda da olsalar Hükümetler üzerinde bağlayıcı değillerdir ancak, bunlar
ulusal düzenlemeler ve gerekliliklerin şekillendirilmesinde yol gösterici
olma özelliği taşırlar. Birçok ülke, bu Kararları kendi iç hukukuna geçirmek
suretiyle uygulamaktadır, buna kendi ülkemizden örnek vermek gerekirse,
IMO’nun Türk Boğazları ile ilgili A.827(19) sayılı Kararı içerisindeki
hükümlerden pek çoğu, Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni Tüzüğünde de yer
alır. Bazı durumlarda, bir Sözleşmede ilgili referansın gösterilmesi
durumunda, bazı önemli Kodlar bağlayıcı hale getirilebilmektedir.
Bu tavsiye kararları genellikle Sözleşmelerin
ve bazı durumlarda da temel kodların ve anahatların uygulanmasında yardımcı
olmak ve destek olmak amacını taşırlar.
Bazı gerekli durumlarda, IMO Kararları,
uygulamalardan elde edilen deneyimler ışığında belli bir konuda yol
gösterici olması amacıyla alınabilir. Diğer hallerde tavsiye kararları
belli kurallarla ilgili ortaya çıkan soru işaretlerini ortadan kaldırmak
amacını taşırlar ve böylelikle bu kuralların bütün ülkelerde aynı şekilde
anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlarlar. Yıllar içerisinde IMO Tarafından
kabul edilmiş bazı temel Tavsiye Kararları ve Kodlar şunlardır:
-
Uluslararası Denizde Tehlikeli Yüklerin
Taşınması Kodu (İlk kabul tarihi:1965)
-
Katı Dökme Yükler için Güvenli İşlem Kodu
(1965)
-
Uluslararası İşaretler Kodu (IMO Bu Kodun
yürütülmesini 1965 yılında devraldı)
-
Dökme halde Tehlikeli Kimyasal Madde Taşıyan
Gemilerin İnşa ve Donanımı Hakkında Kod (1971)
-
Güvertede Kereste Yükü Taşıyan Gemiler İçin
Güvenli İşlem Kodu (1973)
-
Balıkçılar ve Balıkçı Gemilerinin Güvenliği
Hakkında Kod (1974)
-
Dökme Halde Sıvılaştırılmış Gaz Taşıyan
Gemilerin Güvenliği ve Donanımı Hakkında Kod (1975)
-
Dinamik Destekli Deniz Araçlarının Güvenliği
Hakkında Kod (1977)
-
Açık deniz Hareketli Sondaj Ünitelerinin
İnşası ve Donanımı Hakkında Kod (1979)
-
Gemilerde Gürültü Seviyesi Hakkında Kod
(1981)
-
Nükleer Ticaret Gemilerinin Güvenliği
Hakkında Kod (1981)
-
Özel Amaçlı Gemilerin Güvenliği Hakkında Kod
(1983)
-
Uluslararası Gaz Taşıyıcı Gemiler Kodu
(1983)
-
Uluslararası Dökme Kimyasallar Kodu (1983)
-
Dalma Sistemlerinin Güvenliği Hakkında Kod
(1983)
-
Uluslararası Tahılların Dökme Halde Güvenli
Taşınması Kodu (1991)
-
Uluslararası Güvenli Yönetim Kodu (1993)
-
Uluslararası Yüksek Hızlı Deniz Araçlarının
Güvenliği Kodu
Diğer önemli tavsiye kararları arasında trafik
ayırım şemaları (bu şemalar ortada yasak bir saha oluşturarak farklı
yönlerde seyreden gemilerin birbirlerinden ayrılmasını sağlarlar); Standart
Deniz Haberleşme Kalıpları gibi teknik el kitaplarının oluşturulması, IMO
Arama ve Kurtarma El Kitabı, IMO Deniz Kirliliği El Kitabı bulunmaktadır.
Tavsiye kararlarında yer alan hükümler bazen
de ilgili Sözleşmelere değişiklik yapılması yoluyla eklenebilirler. Tavsiye
kararları, hükümler veya gerekliliklerin Hükümetlere dikkate alabilmeleri
amacıyla orantısal olarak daha hızlı ulaşmasını sağlarlar. Ayrıca,
Hükümetlerin tavsiye kararları ile ilgili iç hukuk uygulamaları da
uluslararası hukuksal sonuçları olabilen resmi uluslararası anlaşmalara
oranla daha kolay olmaktadır.
Denize Atık Bırakılması
Deniz kirliliğinin önlenmesinin diğer
boyutlarına ek olarak, IMO aynı zamanda Çöplerin ve Diğer Maddelerin
Atılması Yoluyla Denizin Kirletilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşme ile
ilgili sekreterya işlevlerini de yürütmektedir. Londra Konvansiyonu olarak
da adlandırılan bu sözleşme, İngiltere’nin desteğinde 1972 yılında Londra’da
toplanan bir konferansta kabul edilmişti. Bu Sözleşme 1975 yılında yürürlüğe
girdi.
Bu Sözleşme, gemileri ve platformları da
içermek üzere hangi çöplerin ve diğer her türlü maddenin hangi bölgelerde
denize ne ölçüde bırakılabileceğini, hangilerinin hiç bırakılamayacağını
küresel ölçekte düzenlemektedir. Çevresel açıdan özellikle zararlı olarak
kabul edilen belli maddelerin (Cıva, kadmiyum, plastikler, radyoaktif
atıklar gibi) denize bırakılması da bu Sözleşme ile yasaklanmıştır.
Sözleşme aynı zamanda deniz çevresine ve insan
sağlığına zararlı olabilecek pek çok diğer maddenin denize atılması ile
ilgili özel düzenlemeler içermektedir. Ek olarak, atıkların gemide
öğütülmesini de yasaklamaktadır.
Teknik Yardım
Geçmişte Sözleşmelerin, kodların ve tavsiye
kararlarının kabulü IMO’nun temel işlevi iken, son yıllarda Örgüt bu
kuralların dünya genelinde etkin bir şekilde uygulanmalarını sağlamak üzere
de çabalarını arttırmıştır. Sonuç olarak,IMO’nun teknik yardım konusundaki
çalışmaları giderek daha önem kazandı ve 1977 yılında Teknik İşbirliği
Komitesini hayata geçirdi, bu aynı zamanda bu konuda bir komite kuran ilk BM
örgütü oldu.
Teknik yardım programının amacı, pek çoğu
gelişmekte olan ülkeler sınıfındaki Devletlere IMO Sözleşmelerini uygulamaya
geçirmede, SOLAS Sözleşmesinde ve diğer Sözleşmelerde belirtilen
standartlara (Ölçütlere) ulaşmada yardımcı olmaktır. Bu programın bir
parçası olarak, IMO tarafından hükümetlere önerilerde bulunmak üzere bir
danışmanlar grubu oluşturulmuş olup her yıl Örgüt tarafından organize edilen
çeşitli seminerler, atölye çalışmaları ve diğer benzeri etkinliklerle IMO
kurallarının uygulamaya geçirilmesine çalışılmaktadır.Bunlardan bazıları IMO
Genel Merkezinde ve gelişmiş ülkelerde yapılabildiği gibi, bazıları da
gelişmekte olan ülkelerde düzenlenmektedir.
Çevrenin korunması alanında IMO, BM Çevre
Programı (UNEP) çerçevesindeki Bölgesel Denizler Programı ile etkin bir
işbirliğine girerek bölgesel düzeyde kirliliği önleme düzenlemelerinin
geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. IMO Halen UNEP etkinlik planı
içerisine alınmış bulunan 11 denizde program geliştirilmesi çalışmaları
içinde bulunmaktadır. Bu işbirliğinin ilgi çekici meyvelerinden birisi IMO
tarafından UNEP ile işbiriliği içerisinde 1976 yılında oluşturulan Akdeniz
Deniz Kirliliği Bölgesel Acil Durum Merkezi (REMPEC) dir.
Fakat her şeyden önemli olan konu şüphesiz ki
eğitimdir. IMO kurallarının etkin uygulanması, ancak sorumlu konumundaki
kişilerin iyi eğitilmiş olmaları ile olanaklı olacaktır. Bu amaçla IMO,
dünyadaki pek çok ülkede denizcilik eğitimi akademilerinin kurulması veya
geliştirilmesi için yardımda bulunmaktadır. Bu okullardan bazıları bütünüyle
ulusal düzeyde gereksinimlerin karşılanması için çalışmakta iken, bir diğer
kısmı da bölgesel düzeyde eleman yetiştirmekte ve böyle bir eğitim kurumu
kurmak için mali kaynakları yeterli olmayan ülkeler de buralardan eleman
sağlayabilmektedirler. IMO ayrıca bu akademilerde kullanılmak üzere bir dizi
model kurslar da hazırlamıştır.
IMO bu projelere kendi deneyimlerini katkı
olarak sunarken, finans ise değişik kaynaklardan sağlanmaktadır. Birleşmiş
Milletler Gelişme Programı (UNDP) bu kaynaklardan geleneksel olarak en
önemlilerinden birisidir, ayrıca bazı durumlarda UNEP (BM Çevre Programı)
gibi uluslararası kuruluşlar da yardımda bulunmaktadırlar.
Ayrıca, tek başına önemli finansman yardımı
sağlayan ülkeler de vardır. Örneğin gelişmekte olan ülkelerden gelen
stajyerlere staj olanakları sağlanması, çeşitli diğer personele eğitim
olanakları verilmesi gibi. Bütün bunlar hep beraber IMO’nun yıllar boyunca
binlerce kişinin eğitilmesini sağlayan bir eğitim programını yürütmesine
olanak vermiştir.
IMO’nun teknik yardım projeleri içerisinde en
önemlisi ve heyecan verici olanı şüphesiz 1983 yılında açılmış olan
Malmö’deki Dünya Denizcilik Üniversitesi’dir. Bu üniversitenin amacı, kendi
ülkelerinde nispeten yüksek standartlarda eğitim vermekte olan ancak daha
yüksek düzeyde eğitim olanaklarından yararlanmak isteyen gelişmekte olan
ülkelerin öğrencilerine bu olanakları sunmaktır. Bu üniversitede
bulunanlardan pek çoğu gemilerde kaptan ve başmühendis olarak çalışmış olup
daha sonradan karada yönetici pozisyonuna geçmiş kişilerdir. Diğerleri
arasında denizcilik akademilerinin öğretim görevlileri, sörveyörler, liman
teknik işletmecileri, ve benzerleri bulunmaktadır. Üniversite 200 kadar
öğrenciye aynı anda bir ya da iki yıllık eğitim programları çerçevesinde
eğitim vermektedir. Bu Üniversiteye duyulan gereksinimin nedeni Malmö’de
verilmekte olan özel eğitim olanaklarının gelişmekte olan ülkelerde
bulunmamasıdır, aslında dünyada başka hiçbir yerde bu olanaklar yoktur. 1985
yılından beri sınırlı sayıda gelişmiş denizcilik ülkesinden öğrencinin bu
Üniversitede eğitim alması da bu tezi doğrulamaktadır.
IMO Nasıl Çalışır?
Uluslararası Denizcilik Örgütü, bir dizi
komite ve alt komiteler aracılığıyla çalışmalarını yürütür. Bütün bu alt
organlar, üye ülkelerin temsilcilerinin katılımıyla toplanırlar ve bazı
Birleşmiş Milletler kuruluşları ile resmi olarak IMO bünyesine kabul edilmiş
olan uluslararası meslek kuruluşları ya da hükümet kuruluşları da bu
çalışmalarda katkıda bulunurlar. Bu tür işbirliği anlaşması çerçevesinde IMO
bünyesinde danışman düzeyinde çalışmalara katılması için 30’dan fazla
hükümetlerarası kuruluşa ve 50yi aşkın meslek kuruluşuna izin verilmiş olup,
bu kuruluşlar gözlemci statüsü ile komitelerde ve alt komitelerde
çalışmalara katılmakta, gerekli gördüklerinde söz alıp konuşabilmekte, ancak
yapılan oylamalarda oy kullanamamaktadırlar. Bu örgütler geniş bir yelpaze
içerisinde denizcilik, hukuk ve çevresel konularda etkinlikleri olan
kuruluşlardır ve bilgi, belge ya da uzman önerisi sağlamak suretiyle çeşitli
IMO organlarında ve komitelerde katkıda bulunmaktadırlar.
IMO’nun geleceği
Yıllar içerisinde IMO da değişen koşullara ve
gereksinimlere uyum sağlamak üzere evrim geçirmiştir. İlk zamanlarında IMO,
uluslararası kodlar ve sözleşmelerin hazırlanması üzerinde yoğunlaşmıştı.
Ancak günümüzde IMO bu sözleşmelerin, kodların ve diğer kuralların ülkeler
tarafından kabul edilip iç hukuka geçirilmesi ve etkin bir şekilde
uygulanması ile de ilgilenmektedir.
IMO Kurallarının uygulanmasının yararları pek
çok konuda kanıtlanmış bulunmaktadır. Örneğin, denizde petrol kirliliği
konusunda, bugün 20 yıl öncesi olduğundan daha az tehlike bulunmaktadır. IMO
tarafından onaylanmış trafik ayırım şemalarının uygulanmakta olduğu deniz
alanlarında kaza sayısında meydana gelen önemli azalma, bunun kanıtıdır.
Fakat ekonomik etkenler yüzünden, aynı zaman
süreci içerisinde dünya deniz ticaret filosu da yaşlanmış olup,
istatistikler yaşlı gemilerin daha fazla kaza yaptıklarını göstermektedir.
Kaza sicilleri iyi olan geleneksel denizcilik ülkelerinin filolarında azalma
olurken, kaza sicilleri aynı oranda iyi olmayan pek çok ülke bayrağına ait
filolarda önemli artışlar gözlenmektedir.
Sonuç olarak, hayatta hiçbir şey mükemmel
değildir ve IMO sadece kuralların uygulamaya daha iyi konulması konusunda
değil, yönetim ve eğitim gibi etkenlerin geliştirilmesi için de
çalışmaktadır. Bütün kanıtlar göstermektedir ki kazaların çoğu kurallarda
eksiklikler olduğu için değil, insanların bu kurallara uymaması nedeniyle
olmaktadır.
* * *
Sözleşmelere taraf olunması, kabulü,
onaylanması ve giriş
İmzalama, taraf olma, kabul, onaylama ve giriş
terimleri bir ülkenin bir sözleşmeyi bağlayıcı olarak kabul ettiğini
onaylaması ile ilgili yöntemleri tanımlar. Fakat bütün bunlar ne anlama
gelmektedir? Aşağıda bu açıklamaları bulacaksınız.
İmzalama
Onay, imzalama yöntemiyle ortaya konulabilir,
bir Sözleşmeye imza konulması, bir Devletin bu Sözleşmeye tam yetkili
temsilcileri aracılığıyla imzalaması ya da görüşmeler esnasında tam yetkili
temsilcilerinin beyanları ile olur. (Uluslararası Anlaşmalar Hukuku
Konusunda Viyana Sözleşmesi, 1969, Madde 2)
Bir Devlet bir sözleşmeyi “resmen onaylama,
kabul veya tasdik” hakkı saklı kalma koşulu ile de imzalayabilir. Böyle bir
durumda imza ilgili Devleti bu sözleşmeye uyma konusunda bağlamamakla
beraber, bu Devlet ilgili Sözleşmeye taraf olmayacağını açıkça beyan
edinceye kadar bu Sözleşme hükümlerini ihlalden kaçınacaktır (Viyana
Sözleşmesi, Madde 18a)
“resmi onay, kabul veya tasdik” hakkı saklı
kalma koşulu ile imza
Uluslararası Anlaşmalar genellikle bir
Devletin imzalamasının bu Anlaşma hükümlerini resmi onay koşulu ile kabul
ettiği anlamına geldiği konusunda bir hüküm içerirler. Bu durumda, imza tek
başına bu Devleti bağlayıcı değildir, bu imzanın arkasından ilgili ülkenin
resmi onayı da gelmelidir. Uygun iradenin “imzalamak ancak resmi onaya bağlı
olmak” şeklinde beyanı usulü, aslında, uluslararası haberleşmenin bugün
olduğu kadar hızlı sağlanamadığı dönemlerden kalmadır. Bu, Devlet
temsilcisinin kendi yetkilerini ve aldığı talimatları belli bir Anlaşmaya
taraf olma hususunda aşıp aşmadığının ilgili Devlet açısından ikinci bir
kontrolünü sağlamaktadır.
Kabul ve tasdik terimleri, temel olarak resmi
onay ile aynı anlama gelirler, fakat daha az resmiyet taşırlar ve anayasal
açıdan resmi onay konusunda güçlükleri olan ülkelerce daha çok tercih
edilirler. Günümüzde uluslararası anlaşmalar konusunda pek çok ülke “resmi
onay, kabul veya tasdik” hakkı saklı kalma koşulu ile imza yöntemini tercih
etmektedir, çünkü bu yöntem onlara anlaşma yükümlülüklerini üzerlerine
almadan önce gerekli yasama çalışmalarının yapılması ve diğer anayasal
gerekliliklerin yerine getirmesi olanağını tanımaktadır.
Giriş
Çok taraflı uluslararası anlaşmalar genellikle
önceden belirlenmiş bir zaman süreci içerisinde imzaya açılırlar. Giriş,
imzaya açık kaldığı süre içerisinde bu anlaşmayı imzalamamış olan bir
Devlet için söz konusu anlaşmaya taraf olma yöntemidir. Teknik olarak giriş,
söz konusu Devletin bir giriş belgesi sunması ile olur. Uluslararası
Anlaşmalar Hukuku Konusunda Viyana Sözleşmesinin 15. Maddesi uyarınca giriş
yoluyla bir anlaşmaya taraf olunabilmesini bu anlaşmada buna izin veren bir
hüküm olması ya da bunun olmadığı durumlarda Anlaşmayı düzenleyen ülkelerin
giriş yapılabileceği konusunda anlaşma esnasında ya da daha sonradan onay
vermeleri gerekir.
*
Yazı IMO Kaynaklarından derlenmiştir.
|
|
|
[documents/YORUM/CahitIstikbal_IMO_Nedir_Ne_Yapar_Nasil_Calisir_YORUM.htm] |
Yazarın diğer yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal
|