|
Seyir Defteri |
|
Gemiadamları
Yönetmeliği'nin Değerlendirilmesi* |
 |
|
Cahit İstikbal
 |
Çok değerli konuklar, değerli meslektaşlarım;
Sizlere 24 Temmuz 2001 Tarihinde yürürlüğe giren Gemiadamları Yönetmeliği
ile ilgili olarak, bir meslek kuruluşu, bir sivil toplum kuruluşu
gözüyle Türk Kılavuz Kaptanlar Derneğinin görüşlerini aktarmaya çalışacağım.
Yönetmeliğin teknik incelemesini yapacak ya da konunun çok ayrıntısına
girecek değilim. Bu nedenle ben konuyu daha makro düzeyde, ülkemizin
genel denizcilik politikaları içerisinde olası projeksiyonları açısından
değerlendirecek ve olumlu ve olumsuz yanlarını irdelemeye çalışacağım.
Öncelikle, konuşmama başlamadan önce, bir konuyu özellikle vurgulamak
istiyorum.
Bizler,
Türkiye’de kurs, vakıf ya da başka bir adla eğitim veren kurumların
varlığına karşı değiliz ve onları ortadan kaldırmaya çalışıyor da değiliz.
Dolayısıyla, yapacağımız eleştiriler tamamen denizciliğimizdeki toplam
kalitenin yükselmesi adına duyduğumuz kaygının sonucudur, eğitimde haksız
rekabetin, “ben senin gibi olamıyorsam seni kendim gibi yaparım” mantığının
eleştirilmesidir. Yoksa biz asla eğitim kurumlarının, her ne şekilde olursa
olsun, var olmalarına, insanları eğitmelerine karşı değiliz. Öncelikle bunu
vurgulamak istiyorum.
Şimdi
gelelim Gemiadamları Yönetmeliği’ne…
Yönetmeliğin amacı nedir?
Birinci
Maddeden öğreniyoruz ki, yönetmeliğin iki satırı bile doldurmayan bir amacı
var: oda şu:
“Gemilerin yola elverişlilik bakımından donatılmalarında gemiadamları ile
ilgili gerekleri belirlemek”
Görülüyor ki, daha işin başında, kısıtlı ve yetersiz diyebileceğim bir
amaçla yola çıkılmış.
Oysa,
bir Gemiadamları Yönetmeliği’nin denizciliğimizdeki insan unsurunun
kalitesinin yükseltilmesi gibi bir amacı olmamalı mı? Gerektiğinde ülke
savunmasına katkıda bulunma bir amaç olmamalı mı?
Üstelik
rahmetle andığımız Gündüz Hocamızın buradaki “gerek” kelimesi ile ilgili
haklı eleştirisi de dikkate alınmamış. Gerek orada duruyor. Ne demek
“gerekleri belirlemek” “gereklilikleri belirlemek” ya da
“zorunlulukları belirlemek” olamaz mıydı?
Efendim, merak etmeyiniz, Yönetmeliği madde madde eleştirecek değilim. İlk
maddeyi böyle ele alışımın nedeni şu: Temel’in daha çalmaya başlamadan
iskemleyi piyanoya çekmek yerine, piyanoyu kendine çekmesi gibi, daha
başlarken durum belli.
Yönetmelikte, denizciliğimizin gelişmesinde ve daha kaliteli denizciler
yetiştirmemize engel olacağını düşündüğümüz maddeler Yeterlik Şartları’nın
incelendiği 8. ve 9. Maddelerdir.
Bu
maddelerde Uzakyol 1. Zabiti (ya da Makine bölümü için bunun eşdeğeri)
olmanın koşulları şöyle belirleniyor; alıntılarla söylüyorum: dikkatinizi
istirham ediyorum;
“Dört
yıllık fakülte ve yüksekokul mezunu olmak ya da beş sömestr eğitim veren
kurslardan mezun olmak”
Yani
binbir emekle ve güçlükle, üniversiteye girip, dört yıllık fakülte
mezunu olsanız da, 5 sömestr kursa gitseniz de, Yönetmeliğe göre farkınız
yok; aynı kategoridesiniz ve Uzakyol 1. Zabiti olabiliyorsunuz.
Yani ha
dört yıl üniversitede okumuş lisans eğitimi almışsınız, ha 5 sömestr kursa
gitmişsiniz. Gemiadamları Yönetmeliğini hazırlayan muhteremlerin gözünde
farkınız yok.
Efendim, şu söylenebilir: Hepsi sınava girmiyor mu? Başarılı olan yeterlik
belgesini almıyor mu?
Evet
giriyor. Ancak burada da yanıltma var ve burada da haksız rekabet var.
Saygıdeğer hocalarım daha iyi bileceklerdir. Fakültelerin müfredatlarına
bakınız. Mesleki dersler ne kadarını oluşturuyor, lisans eğitimi için
alınması gerekli dersler ne kadarını oluşturuyor? Yeterlik sınavında lisans
eğitimi ile ilgili derslerden soru geliyor mu?
Dolayısıyla sırf bu sınava göre başarı değerlendirmesi yapmak doğru değil.
Üstelik fakülte mezunları ile kurs mezunlarını aynı sınava sokmak da doğru
değil.
Herkes
kendi kulvarında yarışmalı. Bir kurs öğrencisi bu sınavlardan birinde
hasbelkader daha başarılı oluyor, kendini fakülte mezunundan üstün görüyor.
Fakülte mezunları gerçek bir eğitim testi olmayan bu sınavdan olumsuz
etkileniyorlar. Ben bunu internette açtığımız denizcilik eğitimi forumu’na
gelen mesajlardan biliyorum. Bakın bir TÜDEV mezunu ne diyor:
“Üniversiteler bilim adamı yetiştirir. Meslek adamı yetiştirmek
üniversitelerin görevi değildir.Ben tercihimi TÜDEV den yana kullandım.Çünkü
TÜDEV'de o çok değer verdiğiniz Üniversitelere göre çok daha iyi ve ciddi
eğitim verilmektedir.”
Buyrun!
Bir
başka mesajda, bu kez fakülte mezunu bir kişi, şöyle soruyor:
“Yönetmeliği hazırlayan Başbakanlık Denizcilik Müşteşarlığı- denizcilikten
sorumlu Devlet Bakanı Sn. Prof.Dr. Ramazan Mirzaoğlu’nun sahip olduğu
akademik ünvana Tüdev kurslarını bitirenlere de belli bir prosedürden sonra
vermeye çalışsalar ne derler kendileri acaba.?” Diye soruyor. Şöyle devam
ediyor bu meslektaşımız: “Üzerinden dört yıl geçti ve beklenen yönetmelik
yayımlandı. Görünürde yeni yönetmelik için; eski yönetmelikle
karşılaştırıldığında en başta kavramlar olmak üzere pek çok şeyin değişmiş
gibi olduğu ve değişmeyen tek şeyin yine hakkaniyetten uzak bir yönetmelik
olduğu söylenebilir.... Neden mi ? - Yeni yönetmelikte bu sefer MYO /
kurslar ile fakülte arasında başlangıçta alınan yeterlikler arası ayrım
yapılmış fakat ileri safhalar için ; yeterlikler arası geçiş imkanı var (Her
ne kadar zor da olsa – Dikkat çekerim zor ile imkansız,kavram olarak
birbirinden farklıdır ve zor hiçbir zaman imkansız değildir-)
Bu
şekilde gelen yüzlerce mesaj var, şikayetler bitmek tükenmek bilmiyor.
Şimdi
bunları bir yana bırakıp, dünya denizciliğinde istihdam edilen
gemiadamlarının durumuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum.
Dünya
denizcilik piyasasında Hintli bir 1. Zabitlerin aldığı ücret ortalaması 100
birim kabul edilip yapılan araştırmada, Norveçli bir 1. Zabitin ücreti 234
birim, Fransız’ın 172 birim, Hırvat’ın 98 birim, Çinli’nin ise 73 birim
olduğu görülmektedir. Yani dünya piyasasında en pahalı zabitler Norveçliler
iken, en ucuz ücretle çalışan zabitler Çin tarafından piyasaya
sürülmektedir. Alt sınıf gemiadamlarında ise 208 birim ile Hollandalılar en
pahalı mürettebat iken, Papua Yeni Gine tabiiyetli mürettebat 43 birim ile
en ucuz çalışan mürettebat gözükmektedir, 2000 yılı için.
Öte
yandan, yaş ile ilgili istatistiklere baktığımızda görüyoruz ki, dünya
filosunda çalışan OECD ülkeleri kaynaklı yani Türkiye’nin de aralarında
bulunduğu 30 üyenin oluşturduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü
kaynaklı zabitler, %36 oranında bulunuyor. Yaş olarak baktığımızda, OECD
ülkelerinden gelen zabitlerin, %41 oranında 50 yaşın üzerinde olduğunu
görmekteyiz. 31 yaşın altında olanların oranı ise, son 10 yılda sürekli
düşerek %15 lere kadar gerilemiş durumda. Öte yandan, Uzak Doğu ülkelerinin
zabitan kadrolarına baktığımız zaman, 50 Yaş üstü oranının sadece %8
olduğunu ve son 10 yılda azalma trendinde olduğun, 31 yaş altındaki durumun
ise %29 gibi yüksek bir oranda olduğunu ve son 10 yılda oranın artma
trendinde olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla, şu anda dünya denizciliğindeki
zabitan sınıfı iş gücünün %36 sını OECD ülkeleri, %32 sini Uzak Doğu
ülkeleri sağlar iken, bu oranın önümüzdeki yıllarda uzak doğu ülkeleri
lehinde değişmesi kaçınılmazdır.
Deniz
işgücünün dünya üzerindeki dağılımına baktığımızda ise, %36 ile OECD
ülkeleri ilk sırayı alırken, %32 ile Uzak Doğu ülkeleri 2. sırada, %15 ile
Doğu Avrupa ülkeleri 3. Sırada yer almaktadır.
Bu
noktada Türkiye’nin elinde bir fırsat var: Genç bir nüfusa ve yüksek
işsizlik oranına sahip Türkiye, dünya ticaret filosuna zabitan ihracı
yapabilir. Ancak şu soruya yanıt aramalıyız: bu genç nüfusumuzu
üniversitelerde mi eğiteceğiz, yoksa kurslarda mı eğiteceğiz? Her ikisiyle
de eğiteceksek, üniversite eğitimi ayrıcalıklı olacak mı, yoksa onu
kurslarla bir tutup dejenere edecek, yozlaştıracak mıyız? Hangisiyle rekabet
gücümüz daha fazla olur? Öte yandan, neden Gemiadamı ihracı da
yapmayalım?Zabitleri üniversitede, diğer gemiadamlarını kurslarda eğitsek
daha başarılı olur muyuz?
Lloyds
List Gazetesinde 8 Temmuz 1997 tarihinde çıkan bir haberi dikkatlerinize
sunmak istiyorum, şöyle deniyordu bu haberde:
“Hindistan, Denizcilik Eğitim Enstitülerini bir çatı altında toplayarak yeni
bir üniversite haline getiriyor”
Enstitülerin bir çatı altında toplanıp yeni bir üniversiteye dönüştürülmesi
kararını alan da, Hindistan’ın bir hükümet kuruluşu, Denizcilik Eğitimi
Komitesi.
Şimdi,
Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünya piyasasında bugün neden
Hintli zabitlerin, uzak doğulu zabitlerin hızla arttığı sorusunun cevabı
işte burada.
Biz ne
yapıyoruz? Denizcilik Fakültemizi özendirici olmaktan, tercih edilir
olmaktan çıkarıyoruz. Kısa vadeli kısır politikalara mahkûm oluyoruz.
Düşününüz, yukarıda bahsettiğim Gemiadamları Yönetmeliğinin 8. Maddesi
kursları Üniversiteleri aynı kefeye kor iken, üniversite eğitiminin
özendiriciliği kalır mı? Üniversitede okuyan öğrencide moral kalır mı? Böyle
bir denizcilik politikası, böyle bir anlayış dünya piyasasında örneğin
Hindistan ile rekabet edebilir mi?
Konunun
doğrudan bizi, kılavuz kaptanları da ilgilendiren bir yönü var. Bildiğiniz
gibi, kılavuzluk, dar su yolları, boğazlar ve limanlarda gemilerin seyir
güvenliğini sağlamaya yönelik bir meslektir. Kılavuz kaptan olabilmek için
öncelikle uzak yol kaptanı olmak gerekmektedir. Gerçi bazı kalite düşmanları
bununla da uğraşıyorlar. Bunu bir kenara bırakalım. Bu yönetmelik ile kurs
mezunlarına da uzak yol kaptanı olma yolu açıldığı için orta ve uzun vadede
kılavuz kaptanlık mesleğinin de kaynaklarında sıkıntı baş gösterebilecektir.
Bitirirken, tekrar vurgulamak istiyorum: bizim kurslarla, vakıflarla bir
işimiz yok. Konuyu hiç kimse saptırmaya çalışmasın. Kurslar da vakıflar da
olsunlar. Eğitim versinler. Ama fakülte ile aynı yeterlik belgesini verme
hakkına sahip olamasınlar ki,denizcilik eğitiminde fakültenin özendiriciliği
sürsün. Yoksa bu trend sürer ise, nasıl Türk Bayrağından kaçılıyor ise,
kaçanlar kendilerini iyi bilirler, Türk Zabitinden de kaçılır hale
gelinecektir. Neden Türk Bayrağından kaçıyorlar? Çünkü Türk Bayrağını liman
devleti kontrollerinde hedef haline getirdiler, kara liste şampiyonu
yaptılar da ondan kaçıyorlar. Peki neden düzeltme yoluna gitmediler de
kaçıyorlar? Şimdi sıra okullarda. Okulları düzeltecek hareketleri de
onlardan beklemeyin. Burada görev hükümetimize düşmektedir. Dünyadan
örnekler verdim, her konuda dünyadan örnekler vererek bir şeyleri anlatma
ihtiyacı duymak zorunda kalıyoruz. Bundan artık hicap duyuyorum.Bazı şeyleri
de biz, kendi inisiyatifimizle ve kendimiz için yapalım. Yoksa, ekonomiden
sorumlu devlet bakanımızın önünde, “şimdi gökten zembille bir milyar dolar
düşse” demek zorunda kalırız. Diyoruz ki, doları gökten zembille inecek diye
beklemeyelim. Onu kazanmak, kazanmak için de üretmek, üretmek için akıllı
olalım, akılcı olalım.
Hepinize saygılar sunuyorum.
*Bu yazı Cahit İstikbal'in03
Kasım 2001 Tarihinde "Gemiadamları Yönetmeliği'nin Değerlendirilmesi"
Konulu Seminer-Panel'de yaptığı konuşma metnidir.
Yazarın Diğer Yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal

|