|
TÜRK BOĞAZLARINDA DENİZ TRAFİK GÜVENLİĞİ ve
BÖLGESEL ÖNEMİ
-
Balkan Sempozyumu /
Edirne’de sunulmuştur.
21 Nisan 2000
Balkan sempozyumunda Türk Kılavuz Kaptanlar
Derneği’ni temsilen bulunmaktayım. Derneğimiz, Türk Denizciliğinin gelişmesi
amacıyla etkinlikler göstermektedir. Bu alanda sorunların belirlenmesinde ve
çözümler üretilmesinde çoğu zaman aktif rol de üstlenmekteyiz. Kendi
uzmanlık alanımıza giren “Türk Boğazlarından geçen gemi trafiği” ile ilgili
çeşitli ulusal ve uluslararası platformlarda çalışmalar yapmaktayız.
Bugün aranızda bulunuşumun
nedeni de yine Türk Boğazları ile ilgilidir. Türk Boğazlarının Bölge
ülkeleri ve tabii bu arada Balkanlar için de önemini vurgulayacak ve
Boğazların trafik güvenliğinin sağlanmasının bütün bölge ülkeleri için neden
önemli olduğunun altını çizmeye çalışacağım. Konuşmamda zaman zaman çok
teknik konulara da gireceğim, bu arada anlaşılamayan konular olursa daha
sonra yanıtlama olanağı varsa yanıtlamaya çalışacağım.
Türk Boğazlar sisteminin en
kritik bileşeni olan İstanbul Boğazından
1999 yılında geçen toplam gemi sayısı 47906 dır. Bu sayı bir önceki
yıla göre %3 lük bir azalmayı ifade etmektedir. Buna karşılık geçiş yapan
tanker sayısında %7 lik artış ve yine
taşınan petrol miktarında %35 lere varan oranda artış kaydedilmiştir.
Bu anlamda Türk Boğazları artık tolere edilemeyecek bir riskin tehdidi
altına girmiş bulunmaktadır.
Burada sizleri 1994 yılının
Mart ayının 13’üne götürmek ve İstanbul Boğazı’nın Kuzey Girişinde meydana
gelen tanker kazasını hatırlatmak istiyorum.
Bu kazada Nassia adlı Güney Kıbrıs bayraklı bir süper tanker (66822
GRT), Karadeniz’den Marmara’ya geçmek üzere giriş yapmakta iken, Marmara’dan
Karadeniz’e çıkış yapmakta olan Shipbroker adlı yine Güney Kıbrıs bandıralı
olan büyük bir dökme yük gemisi ile (14000 GRT) çatışmıştır.
Bu kazada tanker mürettebatından 6 kişi ve yük gemisi mürettebatından
23 kişi olmak üzere toplam 29 denizci hayatlarını kaybetmiştir. Denize sızan
petrol 5 gün boyunca yanmış, çok ciddi boyutta deniz kirliliği meydana
gelmiştir. İstanbul şehrini büyük bir felaketten şans eseri kurtaran şey ise
lodos rüzgarının esmesi ve güneye doğru olan klasik Boğaz akıntısının bu
zaman sürecinde ters yönde olmasıdır. Yine de bu olayda Boğaz bir hafta
süreyle kapalı kalmıştır. Bu zaman sürecinde yapılması gereken tahmini 1000
gemi geçişi yapılamamıştır, Boğazların her iki girişinde millerce uzunlukta
gemi kuyrukları oluşmuştur.
Şans eseri ucuz atlatılan bu
kaza hadisesi bile bizlere Türk Boğazlarındaki seyir güvenliğinin Türkiye
için olduğu kadar bütün bölge ülkeleri için de önemli olduğunu
göstermektedir. Boğazlarda meydana gelecek katastrofik bir kazanın olası
sonuçları şunlardır:
-
Binlerce insan ölebilir,
-
Onarılması olanaksız boyutlarda deniz, kıyı ve çevre
kirliliği ortaya çıkabilir,
-
Değerli tarihi saraylar ile diğer yapılar ve köprüler yok
olabilir,
-
Bu boyuttaki bir kaza sonucunda Karadeniz’in
dünya denizleriyle bağlantısı aylarca tümüyle kesilebilir,
-
Gemilerin mürettebatı, kendileri ve yükleri zarar
görebilir ya da tümüyle yok olabilir.
Boğazların kapalı kalması açık
denizlere çıkabilmek için bu suyolundan başka alternatifi olmayan Karadeniz
ülkeleri için bu olanağın ortadan kalkması anlamına gelir. Demek ki Türk
Boğazlarındaki deniz trafiğinin güvenliğini sağlamak için çaba gösteren
Türkiye’nin bu çabası aynı zamanda Bölge ülkelerini de yakından
ilgilendirmektedir.
Ne var ki, yakın tarihimize
baktığımızda görülen gerçek Türk Boğazları için alınan kazaları önlemeye
yönelik güvenlik önlemlerinin uygulamaya konulmasında bölge ülkelerinden
beklenmesi gereken desteğin gelmediğidir. Hatta uluslararası platformlarda
bu önlemlere karşı bölge ülkelerince olumsuz görüşler belirtilmiştir.
Türkiye’nin Boğazlarda seyir güvenliğine yönelik aldığı önlemleri kronolojik
olarak kısaca anımsamakta yarar var:
-
Türk Kılavuz kaptanlar Derneği’nin 01.12.1987 tarihinde
yayınladığı rapor ve başka kuruluşların çalışmaları sonucunda tüm
dünyadaki dar suyollarında uygulanan deniz trafiğine ilişkin kurallar
tarandı. Boğazlarımızdaki sorunlara uygun düşen ve kaza nedenlerini
ortadan kaldırmaya yönelik kurallardan oluşan “Türk Boğazları Deniz Trafik
Düzeni Tüzüğü” hazırlandı. Dört yıl kadar süren bir komisyon çalışması
sonucunda ortaya çıkan bu Tüzük 1 Temmuz 1994 Yılında yürürlüğe girdi.
-
Türkiye, zorunlu olmadığı halde, Tüzük Çalışmalarına
paralel olarak Boğazlarda devreye sokacağı “Trafik Ayırım Şeması”
konusunda Uluslararası Denizcilik Örgütünün de onayını almak istedi; bu
amaçla 1993 yılında Türkiye Boğazlardaki rotalandırma sistemi ile ilgili
olarak IMO’ya bir kağıt sundu ve Türk Boğazlarıyla ilgili “rotalandırma”
ve bununla birleşik “Kurallar ve Tavsiyeler” için müzakereler Uluslararası
Denizcilik Örgütü (IMO) platformunda başladı.. Seyir güvenliği alt
komitesi trafik şeması ile birleşik “Kurallar ve Tavsiyeler” in
geliştirilmesi koşuluyla öneriyi onayladı[1].
Böylece Trafik Ayırım Şeması Mayıs 1994 teki Deniz Güvenliği Komitesi’nde
(MSC) benimsendi.
-
Tüzüğün yürürlüğe girdiği 1994 Yılından itibaren Türk
Boğazlarında meydana gelen kazalar on kat azaldı:
Ne var ki büyük gemi geçişlerinde trafiğin tek yönlü kapatılması,
Boğaz girişlerinde beklemelere neden oldu: Güvenli geçişin bir olumsuz
sonucu vardı, o da gemilerin beklemelerine neden olmasıydı.
-
Gemilerin beklemesinin hoşnutsuzluk yarattığı
bu süreçte Türkiye yeniden Uluslararası Denizcilik Örgütü platformunda
tartışmaların içerisinde buldu kendisini. Ayrıca Tüzüğe muhalefet
edenlerin tek nedeni de gemi
beklemeleri değildi: Rusya, Yunanistan, Bulgaristan ve Güney Kıbrıs’ın
başını çektiği ülkeler grubu, Türkiye’nin Türk Boğazlarından geçen gemi
trafiğine güvenliği sağlamak için de olsa bir takım kısıtlamalar getirmesi
kavramına pek alışmak istemiyorlardı. Bu aşamada Türkiye, “Türk
Boğazlarını kullanan bütün taraflarla ve ilgili kurum ve kuruluşlarla Türk
Boğazlarında deniz güvenliğinin arttırılması ve deniz çevresinin korunması
çerçevesinde işbirliğine açık olduğunu[2]”
bildirdi.
Türkiye, 1997 Yılından itibaren Uluslararası Denizcilik Örgütünde
başlayan tartışmalarda Türk Boğazlarından geçen gemi trafiğinin oluşturduğu
riskler ve bu riskleri karşılamak için alınan önlemlerin ve konulan
kuralların haklılığını anlatmak için çalıştı. Derneğimiz de teknik anlamda
bu çalışmalara katıldı. Türkiye’nin aldığı önlemlere Uluslararası Denizcilik
Örgütü’nde muhalefet eden ülkeler, şu argümanları kullanıyorlardı:
-
YUNANİSTAN: İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı ve Marmara
Denizinde seyrin 1936 Montrö Konvansiyonu ile düzenlendiğini ve bu
Konvansiyonun temel prensibinin de “kısıtlanma olmadan geçiş serbestisi”
olduğunu belirtiyordu. Yunanistan’a göre “her ne olursa olsun” “Ulusal
bazda yapılan girişimlerin” Montrö Konvansiyonu’nun bu temel ilkelerine
uyumlu olması gerekmekteydi.[3]
-
RUSYA: Türk Boğazlar Tüzüğü’nün 24,29, 30, ve 52. Maddelerine itiraz
ediyordu ve Türkiye’nin geçiş yapan büyük gemilerin “izin almaları”
kuralını getirmesinin “Türkiye’nin geçiş iznini vermeyebilme hakkını
içerdiğini” öne sürüyordu. Ayrıca Rusya, Türkiye’nin büyük gemilerin
geçişi için trafiği tek yönlü olarak geçişe kapatmasına da itiraz
etmekteydi.[4]
-
BULGARİSTAN: Trafik Ayırım Şeritlerinin kaldırılmasını
bunun yerine Çatışmayı Önleme Tüzüğünün 9. Kuralının uygulanmasını
öneriyordu.[5]
Bu tartışmalar Uluslararası
Denizcilik Örgütü Deniz Güvenliği Komitesi’nin 1999 Yılının Mayıs ayında
yapılan 71. Dönem Toplantılarına kadar devam etti. Bu toplantılarda Türk
Boğazları ile ilgili oluşturulan çalışma grubu, uzun tartışmalar sonucunda
oluşturduğu raporunda şu sonuçlara vardı[6]:
-
Büyük gemilerin İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın dar ve keskin dönüşü
olan yerlerinde karşılaşmalarını engelleyebilmek için bu gemilerin
geçişleri esnasında trafiğin tek yönlü olarak düzenlenmesi gereği vardır.
-
Halen kılavuz kaptan almadan geçen gemilerin geçişlerinde kılavuz kaptan
almaları için daha fazla teşvik edilmelidirler,
-
Halen gemi rapor sistemine (TUBRAP) katılmayan gemilerin bu sisteme
katılmalarını sağlamak için daha kuvvetle teşvik edilmeleri gerekmektedir.
-
Türkiye, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı için
planladığı VTS sistemini mümkün olan en kısa zamanda kurması için
çabalarını sürdürmeye teşvik edilmelidir.
Bu rapor, Uluslararası Denizcilik Örgütünde
Türk Boğazları ile ilgili olarak devam eden tartışmaları sonuçlandırdı.
Bugün, Türk Boğazlarında yürürlükte olan “Türk Boğazları Deniz Trafik Düzeni
Tüzüğü” gemilerin güvenli geçişini sağlamaya yönelik olarak başarıyla
uygulanmaktadır. Bugün artık Montrö Konvansiyonu ile uğraksız gemi
geçişlerine tanınan hakkın “Serbest Geçiş” değil, “Geçiş Serbestisi” olduğu
gerçeği kabul edilmiştir. Bu “Geçiş Serbestisi” hakkının koşulunun da
“Güvenlikle ilgili konulmuş kurallara uyarak zararsız bir geçiş yapılması”
olduğu ve bunun 1936 Montrö Konvansiyonu ile de çelişik olmadığı kabul
edilmektedir.
Ancak, alınan önlemlere ve uygulanmakta olan
güvenlik kurallarına rağmen gelinen noktada Türk Boğazlarından geçen
trafiğin oluşturduğu risk tolere edilebilir boyutlara getirilebilmiş
sayılamaz. Günden güne artan tanker trafiği, hem fiziksel olarak Türk
Boğazları bölgesini ve çevresini tehdit etmektedir, hem de potansiyel olarak
Karadeniz ülkelerinin dış denizlere tek çıkış yolunun sıkışması ve bir kaza
durumunda trafiğe tamamen kapanması riskini taşımaktadır. 1999 yılında Türk
Boğazları yoluyla taşınan 83 Milyon ton petrol ve türevi madde alarm verici
bir artışı ve “açık ve yakın bir tehlikeyi”[7]
işaret etmektedir.
Burada Türk Boğazlarında kazalar konusunda bir
parantez açmak ve Türk Boğazlarında kazaların nedenlerine kısaca değinmek
istiyorum. Kaza nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
-
Gemilerin kılavuz kaptan almadan seyri oldukça zor olan bu suyolundan
geçmeye çalışmaları.
-
Gemilerin eksik ya da arızalı donanımla Boğazlardan geçmeye çalışmaları ve
bunun sonucunda meydana gelen arızalar. Bir başka deyişle geçen gemilerin
teknik yetersizlikleri.
-
Sahilden gemilere sağlanan bilgi akışındaki yanlışlık veya eksiklikler.
-
Doğa koşullarındaki beklenmedik değişimler: Akıntı, rüzgar, dolu, tipi,
sis gibi.
Derneğimizin 10 yıl boyunca meydana gelen kazaları incelemesi sonucu ortaya
çıkan gerçek, kaza yapan gemilerin %85 inde kılavuz kaptan bulunmadığıdır.
Bir diğer deyişle, kazalar %85 oranında kılavuz kaptan almayan gemilerce
yapılmaktadır.
Kaza nedenlerine kısaca bu şekilde değindikten sonra, Türk Boğazlarında
kazaları önlemeye yönelik yapılması gereken çalışmalara da sıralarsak;
-
Kılavuz Kaptan alan gemi oranı artacağı
yerde, azalmaktadır. Artan petrol taşımacılığı ve giderek daha az sayıda
kılavuz kaptan alan gemi bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo için
iyimser düşünebilmek, Uluslararası Denizcilik Örgütünün “Geçiş yapan bütün
gemilere kılavuz kaptan almalarını şiddetle tavsiye ettiği” bir su yolu
için olanaklı değildir. Bu nedenle bütün ilgili kuruluşların “kılavuz
kaptan alma” konusunda daha duyarlı davranmaları gerekmektedir.
-
Türk Boğazlarında Gemi Trafik Yönetimi Bilgi
Hizmetleri (VTMIS) kurulması çalışmaları artık daha fazla zaman
kaybedilmeden tamamlanmalıdır. Kurulduktan sonra VTMIS sisteminin etkin
çalışabilmesi için kılavuz kaptanların bilgi ve deneyimlerinden buralarda
faydalanılması kanımızca yararlı olacaktır.
-
Bir diğer kaza nedeni olan “gemilerin teknik
yetersizlikleri” konusunda Liman Devleti Kontrolü de dahil, teknik
bakımdan Türk Boğazlarından geçmek isteyen gemilerin uygunluğunu kontrol
edebilme yöntemleri belirlenmeli ve uygulanmalıdır.
-
Yaşlı ve arıza yapma riski yüksek gemiler
veya genel anlamıyla “standart altı gemiler” Avrupa Birliği ülkelerinden
özellikle son dönemde dışlanmaktadır. Yakın gelecekte bu tip gemiler
Avrupa Birliği üyesi ülkelere hiç giremeyeceklerdir. Bu taşımacılığın
Balkan ve Karadeniz ülkelerine kayması tehlikesi bulunmaktadır. Bu nedenle
Balkan ülkeleri ve Karadeniz ülkeleri kendi aralarında işbirliği yaparak
“standart altı gemilerle yapılan deniz taşımacılığı” na karşı ortak bir
anlayışı geliştirmelidirler.
Orta vadeli bir önlem olarak
ise, petrol taşımacılığının Boğazlar rotası dışındaki dolayısıyla deniz yolu
dışındaki alternatifleri düşünülmelidir ve petrol taşımacılığı daha çok bu
alternatif güzergahlara
kaydırılmalıdır. Karadeniz ülkelerinin ekonomik gelişiminin Boğazlar yoluyla
yapılmak durumunda olan deniz taşımacılığına bağımlı olduğu unutulmamalıdır[8]. Türk Boğazları petrol taşımacılığının değil, bölge
ülkelerinin ihtiyacı olan diğer deniz ticareti taşımacılığının geçiş yolu
olmalıdır.
Türk Boğazlarını ve Karadeniz’
i tehdit eden bir diğer tehlike daha vardır ki o da deniz kirliliğidir.
Karadeniz’e ulaşan nehirler aracılığıyla taşınan yoğun kirlilik,
Karadeniz’de yaşamı durma noktasına getirmiştir.vvv Özellikle Balkanlardan
getirdiği kirli ve hatta zehirli sularla Tuna Nehri, bu kirliliğin en önemli
etkeni halini almıştır. Tuna Nehri yoluyla kurşun, civa, kadmiyum gibi ağır
metaller Karadeniz’e ulaşmakta ve bu metaller besin zinciri üzerinde
logaritmik olarak birikerek özellikle dipten beslenen balıkların ve kabuklu
deniz hayvanlarının tüketilmesiyle insan sağlığını tehdit etmektedir.
Karadeniz’in kirliliği Boğazlar yoluyla Marmara’yı ve turizm ve balıkçılık
açısından çok önemli olan Ege ve Akdeniz’i de tehdit etmektedir. Tuna
Nehrindeki kirlilik Balkanların büyük bir sorunudur. Bildiğimiz kadarıyla bu
sorunun çözülmesi için Balkan ülkeleri yeterince kaynak ayıramamaktadırlar.
Balkan ülkelerinin Tuna Nehri’nden kaynaklanan kirliliği işbirliği yaparak
ve uluslararası işbirliği olanaklarını da aramayı sürdürerek ortadan
kaldırmalarını bekliyoruz.
Son olarak “Güvenli Gemiler,
Temiz Denizler” hedefimizin gerçekleşmesini diliyor, saygılar sunuyorum.
Kapt.
Cahit İSTİKBAL
Kılavuz Kaptan, Türk Kılavuz
Kaptanlar Derneği Yön. Kurulu Üyesi
Yazarın Diğer Yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal

|