 |
| Julian Lee/CGES: 2020
Yılında Dünyada Petrol Dolaşımı: (Üstü çizili rakamlar 2002
değerlerini gösteriyor.) |
Hazar Bölgesinde
petrol üretiminin ise 2020-2025 yıllarında zirveye çıkması
beklenmektedir. Bu bölgenin toplam üretiminin bu yıllarda 250 milyon
ton/yıl olacağı hatta bunu aşacağı tahmin ediliyor. Denize kapalı
(Land-Locked) coğrafi konumdaki bu bölgeden Karadeniz kıyısına
petrol boru hatları ile ulaşmaktadır. Ayrıca 2005 yılında devreye
girmesi planlanan Baku-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı, bölgenin
Akdeniz ile bağlantısını sağlayacak ve yılda 60 milyon ton petrolü
Ceyhan'daki modern terminale aktaracaktır. Ayrıca Basra petrolünün
Doğu pazarlarına yöneleceği öngörüsü içerisinde yine Ceyhan'a petrol
ulaştıran Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattının akıbeti de ayrı bir
merak konusu olmalıdır.
Bilindiği gibi,
Hazar bölgesine "Yeni Basra Körfezi" de denilmektedir(New Persian
Gulf). Son derece zengin ve kaliteli hidrokarbon yataklarıyla bu
bölge bu sıfatı hak etmektedir. Yine bölgenin petrol devi Rusya;
Suudi Arabistan2dan sonra dünyanın ikinci büyük petrol
ihracatçısıdır. Gerek Batı
pazarlarının giderek Rusya-Kazakistan-Hazar Denizi petrollerine
yönelmesi, gerekse bu bölgedeki üretim artışı; bu petrolün tamamının
yalnızca Türk Boğazları üzerinden ihraç edilmesi seçeneğini
sürdürülebilir bir seçenek olmaktan zaten çıkarmıştır ve bu
bilinmektedir. Uzun vadeli planlama yapan Batılı ülkeler de bunu zaten
iyi bilmekte ve petrol geçiş güzergahlarını buna göre
planlamaktadırlar.
Bu perspektiften
bakıldığında; şu anda Batı Avrupa'ya petrol aktarmakta kullanılan Sovyetler Birliği zamanından
kalma petrol boru hattı ağının artan üretimin taşınmasında yetersiz
kalacağını; Türk Boğazları yoluyla petrol sevkinin büyük riskler
içermesi nedeniyle tek başına güvenilir (reliable) olmadığını, alternatif
güzergahların mutlaka devreye sokulması gerektiğini söylemek için
bütün gerekçeler ortadadır. Ancak hangi güzergahlar? Bizim ulusal
çıkarlarımız, deniz ve çevre güvenliği açısından bizim hangi
güzergahları seçmemizi gerektirmektedir? Önemli sorun buradadır.
 |
|
ABD
Tarafından 2000 Yılında Hazırlanan planda petrol
güzergahları (Kesik çizgili hatlar olası hatları
gösteriyordu) |
Geçtiğimiz yıla
kadar hazırlanan petrol taşıma güzergahları planlarında Saroz
Körfezi ile Karadeniz arasında bir petrol boru hattı öngörülmüyordu.
Planlarda Batı Karadeniz-Ege bağlantısı Burgaz(Bulgaristan) -Dedeağaç
(Yunanistan) arasında görülmekte idi; hatta Rusya'nın da bu
güzergahı desteklediği çeşitli açıklamalarla dile getirilmişti.
Konsorsiyumların Türkiye üzerinden boru hatlarıyla sevkıyat
konusunda evvelden çekingen davranmaları çeşitli uzmanlarca "Türkiye'nin
siyasi ve ekonomik açıdan riskli ülke" konumunda görülmesi nedenine
bağlanmaktaydı. Şimdi petrol güzergahları büyük ölçüde
topraklarımızdan geçeceği yönünde aynı uzmanlardan açıklamalar
duymamızı neye bağlamalıyız? Belki de en azından, "ekonomik ve
siyasi istikrar" açısından iyimser olmamız, sevinmemiz gerekiyor.
Aslında çok ilginç spekülasyonları olabilecek bu gözlemin
değerlendirmesini ve ekonomik ve siyasi irdelemelerini işin
uzmanlarına bırakarak(Nasıl olsa bolca var), izninizle ben Batı
Karadeniz'e ve oradan Saroz Körfezi'ne petrol aktarılmasının deniz
trafiği ve gerek kara, gerekse deniz çevresi açısından olası
sonuçlarını irdelemek istiyorum.
2003 Yılında Türk
Boğazları yoluyla 140 milyon ton petrol ve türevi madde taşınmıştır.
Bunun tamamı ham petrol değildir elbette. Bu miktarın 70-75 Milyon
Tonunun Hazar Bölgesi petrolü olduğunu tahmin ediyorum. Yine de
toplamda 1998 Yılındaki 60 milyon tonluk rakamın neredeyse üçe katlanmakta
olduğunu görüyoruz. O günlerde 60 milyon ton dahi kabul edilemez
limitlerde bulunuyordu; bu nedenle bugün gelinen noktada Boğazların
büyük bir petrol yükü altına girdiği ve bunun güvenlik önlemleri ne
kadar geliştirilmiş olursa olsun riski artırdığı yadsınamaz bir
gerçektir. Bu nedenle, Boğazları devre dışı bırakacak (by-pass
edecek) her proje; konuya sırf Boğazların deniz ve çevre güvenliği
açısından bakıldığında, olumluudur.
Kıyıköy-Saroz
arasında planlandığı söylenen ve yıllık kapasitesi Baku-Ceyhan kadar
(60 Milyon Ton/Yıl) olarak düşünülen petrol boru hattı da; günde en
az 2 dev tankerin daha Boğazlardan geçmesini engelleyecektir.
Baku-Ceyhan ile birlikte yılda 120 milyon tonluk bir ham petrol
geçişi olduğunda; 2010 Yılında bölgenin ihraç kapasitesi olması
beklenen 180 Milyon Tonun üçte ikisi taşınmış olacaktır. Ukrayna'nın
petrolünü büyük ölçüde OPEC ülkelerinden karşıladığı da hesaba
katılırsa Boğazlar üzerinde yine en azından 1998 yılında olduğu
kadar bir petrol yükü kalacaktır; yani Boğazlar tamamen petrol
tankerlerinden arınamayacaktır. Ancak üretim artışının karşılandığı
gibi Boğazlar üzerinden önemli ölçüde tanker yükü de kalkacaktır.
Burada tek sorun;
Kıyıköy-Saroz hattının yaratacağı çevresel risklerin boyutu olarak
görülmektedir.
|

Saroz Körfezi:Dipte dalgıçları bekleyen balık
yuvası haline gelmiş savaş gemisi batıkları;
kıyıda uzun yürüyüşler yapılabilecek kumsallar
ve temiz bir deniz.(http://www.geziturkiye.com
dan alınmıştır) |
|
Saroz körfezi;
bakir bir körfezdir. Tarihi Gelibolu Yarımadasını
çevrelemektedir. Bu bölgede gerek deniz altında, gerekse sahilde çok
önemli tarihsel ve doğal zenginliklerimiz bulunmaktadır. Bu körfeze
günde 2-3 dev tankerin giriş çıkış yapması; bölgeye depolama
tesisleri ve yükleme terminali yapılması; bölgenin doğallığını sona
erdirecektir. Tarihi yarımadanın özelliği bozulacaktır. Turistik
açıdan önemi olan; Çanakkale savaşları nedeniyle de hem bizim için,
hem de dünya için çok büyük manevi değer taşıyan 500 bin askerin can
verdiği bu toprakların sükunetini ve manevi atmosferini korumak
gerektiğini düşünüyorum.
Ayrıca petrol
taşıyan tankerler; Çanakkale Boğazı giriş-çıkış bölgesinden aykırı
geçiş yapmak durumunda kalacaklar; Kuzey Ege'deki tanker trafiği
artacak ve bölgede gerek çatışma, gerekse gemilerin yapısal
bozuklukları nedeniyle uğrayabilecekleri kazalar ve sığınma limanı (Places
of Refuge)arayışları riski de artacaktır. İspanya'nın sahillerinin
açığından transit geçmekte olan tankerler yüzünden iki
kez; önce Erika sonra da Prestige tankeri kazalarıyla; büyük deniz
ve kıyı kirlenmesiyle karşı karşıya kaldığını ve bu yüzden özel önlemler
aldığını unutmamak gerekir. Elbette ki Saroz Körfezine dev
tankerlerin gelip-gidecek olması bizi belki ekonomik yönden mutlu
eder; ancak bu mutluluğumuzun bir anda kabusa dönüşebileceğini
de riskler hanesine yazmak gerekir.
Öte yandan;
unutmayalım ki konunun bir de Karadeniz ayağı var. Karadeniz sahilindeki ana
petrol ihraç terminalleri olan Novorossiysk ve Supsa terminalleri
Karadeniz'in doğu ucunda yer almaktadır. Karadeniz'in batı tarafında
deniz trafiği çok daha yoğun iken; doğu tarafında çok daha azdır.
Petrol taşımacılığını Samsun-Ceyhan opsiyonu ile Karadeniz'in doğusu
ile sınırlı tutmak yerine petrol terminallerinden Karadeniz'i
boydan boya geçecek şekilde Batı ucundaki Kıyıköy'e petrol taşınması; Karadeniz'deki kaza riskini önemli
ölçüde arttıracaktır. Nitekim Sinop'un 75 mil kuzeyinde 02 Mayıs
2003 tarihinde böyle bir kaza meydana gelmiş; Nuria Tapias adlı boş
tanker ile Junior M adlı yük gemisi Sinop'un 75 mil kuzeyinde
çarpışmış; çarpışma sonucu Junior M batmıştır. Bu kazada Nuria
Tapias boş olmasaydı büyük bir deniz ve çevre felaketi
yaşanabilirdi. Bir risk de şudur: Kıyıköy2e gelecek ve dönecek olan
tankerler;
İstanbul Boğazı'na giriş-çıkış yapan yoğun trafikle aykırı geçiş
yapmak durumunda olacaklardır ve bu da ayrı bir kaza riski
oluşturacaktır. İstanbul Boğazı'nın kuzeyinde meydana gelen bir
kazada petrolün akıntı nedeniyle hemen Boğaz içerisine ulaşacağını
ve kazanın Boğaz içinde olmuş gibi etkiler yaratacağını tahmin
etmek güç değildir.
Öte yandan boru
hatlarının çevreye verdikleri zarar da yadsınamaz. Her ne kadar
Boğazlardaki kaza riskinin felaket getirebilecek olması nedeniyle
boru hatları daha masum bir alternatif gibi gözükse de; boru hatları
da geçtikleri yerlerde çevre için risk oluşturmaktadırlar. ABD'de
yapılan araştırmalar; boru hattı taşımacılığında yangın/patlama
riskinin tanker taşımacılığı ile hemen hemen aynı olarak göstermekte
iken; ölümle sonuçlanan kazalarda 4 kat; yaralanma ile sonuçlanan
kazalarda ise 3,1 kat daha güvenli olduğu ortaya konulmaktadır.
| |
Ölüm |
Yangın/Patlama |
Yaralanma |
| Karayolu |
87.3 |
34.7 |
2.3 |
| Demiryolu |
2.7 |
8.6 |
0.1 |
| Barç |
0.2 |
4.0 |
3.6 |
| Tanker |
4.0 |
1.2 |
3.1 |
| Boru Hattı |
1 |
1 |
1 |
| Boru hattı
taşımacılığı 1 olarak kabul edilirse diğer alternatif
taşımacılığın kaza riskleri (Kaynak: http://www.landtech.org) |
Bu tablonun
ortaya koyduğu sonuç; boru hatlarının çevre kirlenmesi açısından
oluşturduğu riskin deniz taşımacılığına yakın bir risk olduğudur.
Elbette ki bu risk; yoğun nüfusun olmadığı bozkırlardan geçen bir
boru hattı ile nüfus yoğunluğunun olduğu verimli topraklardan geçen
bir boru hattı arasında büyük farklılıklar gösterir. Çünkü riskin
tanımında olayın meydana gelme sıklığı kadar meydana gelmesi
sonucunda oluşturacağı etkiler de büyük önem taşır. Eğer meydana
getireceği etki büyük değilse riskin kabul edilebilirliği de artar.
Dolayısıyla Trakya bölgesindeki bir risk değerlendirmesi ile orta
Anadolu'dan geçen bir boru hattını risk değerlendirmesi de sonuçları
açısından farklılıklar gösterecektir ve göstermelidir.
Sismik faaliyeti
yüksek olan bölgelerde boru hattı inşası ise ayrı bir risk
oluşturmaktadır. Bu açıdan Trakya bölgesi Türkiye'nin diğer
bölgelerinden farklı olmamakla birlikte, farklılık sonucun meydana
getireceği etki açısından hesaplanmalıdır.
Benim düşüncem;
petrolün Karadeniz'in doğusunda kalmasının ve buradan oluşturulacak
güzergahlarla Akdeniz'e indirilmesinin gerek deniz trafiği
açısından, gerek Saroz Körfezi'nin doğallılığının korunması
açısından ve gerekse boru hatlarının oluşturacağı riskin minimize
edilmesi açısından daha uygun olduğu yönündedir. Karar vericiler
elbette ki bütün boyutlarıyla konuyu değerlendirecekler ve günahıyla
sevabıyla sorumluluğu üzerlerine alacaklardır. Varılacak sonucun
ülkemiz için en hayırlı olmasını dileyelim, zaten yapacak başka bir
şeyimiz de yok.