|
Seyir Defteri
08 Ağustos 2003 |
|
Kılavuz Kaptan
Sorumlu Mudur? |

|
|
Cahit İstikbal
|
Geçtiğimiz günlerde,
denizcilikle ilgili gündemdeki konuların ele alındığı katılımcılarının
çoğunu sektörün donatan-acentecilik yapan kesimlerinin oluşturduğu bir
toplantıya katıldım. Hükümet ve devlet yetkilileri de ticari denizcilik
konusunda yapılan çalışmalar konusunda bilgi vermek üzere toplantıya
katılmışlardı.
Geçtiğimiz günlerin
ülkemiz denizciliği açısından en önemli olayı, şüphesiz liman hizmet
tarifelerinin yeniden düzenlenmesiydi. Düzenlenen hizmet tarifeleri
içerisinde, sektörün donatan ve acentelik yapan kesimlerinden gelen
eleştirilerin, kılavuzluk hizmeti için ödenen ücretler üzerinde yoğunlaşmış
olduğu görülüyordu. Ancak yapılan indirimlerden tatmin olmuş da
gözükmüyorlardı.
Uluslararası Denizcilik
Örgütü’nün 19. Genel Kurulu’nda aldığı 827 numaralı Karar’ı, Türk
Boğazlarından geçiş güvenliğinin arttırılması için kılavuz kaptan alınmasını
kuvvetle tavsiye ettiği halde, Türk Boğazlarından geçen Güney Kıbrıs
gemilerinin %84 ü; Yunanistan gemilerinin %95 i kılavuz kaptan alırken; Türk
Bayraklı gemilerin kılavuzluk alma oranının %1 oluşu gerçeğinin
(yanlış okumadınız, sadece yüzde bir) önemli bir kısım yerli
donatanlarımızın büyük çoğunluğunun IMO ile aynı fikirde olmadıklarını ve
kılavuzluğu bir güvenlik hizmeti olarak görmediklerini açıkça ortaya
koyduğunu bildiğim halde, kılavuzluk sistemine donatanların ve acentelerin
takındığı olumsuz tavrı canlı olarak görmek, beni hem üzdü, hem de
düşündürdü.
Onları dinlerken,
bayrağımızı taşıyan gemilerin yurtdışı liman devleti kontrollerinde
bir türlü istenilen düzeylere gelememesinin aslında bir rastlantı olmadığını
düşündüm.
Çünkü denizcilik
eğitim sistemiyle, ekonomi anlayışıyla, ticaretiyle, deniz güvenliğine nasıl
bakıldığıyla bir bütündür, bir kültürdür. Bir yönünü ıskalamışsanız,
diğer tarafında başarıyı sağlamanız mümkün olamıyor. Denizcilik kültürünü
geliştirmeyi de içine alan geniş bir yeniden yapılanma içerisinde yer
almadıktan sonra, liman tarifelerinin indirilmesi olsun, ÖTV nin
indirilmesi olsun, palyatif (palliative) girişimler olarak kalma riski
içerisindedir; yani belli bir bölgedeki ağrıyı dindirecek, ancak hastalığı
tedavi etmeyecektir.
Dünyada artık deniz
taşımacılığında söz sahibi ülkeler "imaj" a büyük önem veriyorlar,
vermek zorundalar. Çünkü, Erica ve Prestige kazaları, bu gemilerle yük
taşıtan şirketlere, bunların teknik uygunluğunu kontrol eden klas
kuruluşlarına büyük prestij kaybettirdi. Artık hiç bir büyük
şirketin, güvenlik önlemlerinden tırtıklayarak karını yükseltme veya bu
önlemleri feda ederek navlunda haksız rekabete girme hiç bir bayrak
devletinin de buna göz yumma gibi bir lüksü bulunmuyor. Bizde ise
gemilerinin güvenliğinin kendileri dışında da çevre ve deniz güvenliği için
de önem taşıdığı bilinci henüz sahiplerinde yeterince oluşmuş değil. Kamu
otoritesi de masaya yumruğunu vuracak bir güven sergilemek yerine aman
kızdırmayayım tavrına girince, deniz ve çevre güvenliğinin savunması sadece
bizim gibi birkaç sivil toplum kuruluşunun üzerine kalıyor. Boğaz'dan
gemileri geçen büyük petrol şirketleri, yaptıkları kira sözleşmelerinde
"kılavuz kaptan alınmasını" şart koşuyorlar. Çünkü bir kaza halinde "mümkün
olan bütün güvenlik önlemlerini aldıklarını" kamuoyuna göstermek zorundalar.
Bu acaba kimseye bir örnek oluşturuyor mu, örneğin %1 lik oranın dışında
kalan %99 luk çoğunluğa?
Kılavuz kaptanlar,
sonuçta, donatanların ve denizciliğe yatırım yapanların, büyük maddi değer
taşıyan gemilerinin ve taşıdıkları yüklerin, riski yüksek deniz alanlarında
güvenli seyrini sağlamak için çalışıyorlar. Bu sistemi zaafa uğratmaya
çalışmakla kimin eline ne geçecektir? Güvenli olmayan bir taşımacılık
türünün sürdürülebilir olması ve talebinin artması olanaklı mıdır?
Deniz kazalarında sadece
gemi sahibi ya da yük sahibi gemisini ya da yükünü kaybetmiyor; bu kazalarda
çok büyük çevresel zararlar da söz konusu olabiliyor.
İşte bunun içindir ki;
dünyada istisnasız hemen her ülke, kendi boğaz, nehir ya da liman gibi,
yüksek riskli deniz alanlarından geçen gemilerin, kılavuz kaptan almalarını
“zorunlu” tutuyor.
Türkiye de aynısını
yapıyor. Türk Limanlarına giriş-çıkış yapan belli bir gros tonajın
üzerindeki (yerlilerde 1000, yabancılarda 500) bütün gemiler, kılavuz kaptan
almak zorunda.
İşte bazı kesimlerin
düştüğü yanlışlık da buradan kaynaklanıyor. Donatan; kılavuz kaptana sadece
kendi gemisine yardımcı olmak için gelen parasını ödediği kişi gözü ile
bakıyor.
Burada kamu otoritesinin,
mümkün olan her yerde gemiye seçenek bırakmadığı ve kılavuz kaptan almasını
zorunlu tuttuğu gerçeği çoklukla değerlendirmeden kaçıyor.
Aslında kılavuz kaptanın
sorumluluğu konusundaki sorunun aramakta olduğumuz cevabı da burada yatıyor.
Eğer kılavuz kaptan, iddia
edildiği gibi sorumsuz bir kişi ise, neden kamu otoritesi, gemilere kılavuz
kaptan almayı zorunlu tutuyor?
Neden BM’in denizcilik
otoritesi IMO, Türk Boğazları da dahil dünyanın pek çok hassas deniz
alanında, kılavuz kaptan alınmasını şiddetle tavsiye ediyor? Bu tavsiyeye
donatanlarımız dünyanın diğer bölgelerinde ne kadar uyuyorlar, Türk
Karasuları dahilinde ne kadar uyuyorlar?
Kılavuz kaptanların
sorumluluğu yoktur diyenler, kılavuz kaptanların gemiye karşı olan görevini
tek görevi zannedenlerdir.
Oysa kılavuz kaptan, yarı
kamusal bir görev yapmaktadır. Bu görevin gemiye karşı olan yönü
vardır ama bir de kamuya karşı olan yönü vardır.
İlgili liman, boğaz ya da
sahil devleti kılavuz kaptan alınmasını nasıl zorunlu tutabiliyorsa, eğer
isterse, Panama Kanalı’nda olduğu gibi, kılavuz kaptanı “geminin
yönetiminden sorumlu” da yapabilir. Bu durumda, meydana gelen bir kazada
geminin kaptanı sorumlu olmaz, sorumluluk kılavuz kaptana ve dolayısıyla
ilgili liman, boğaz ya da sahil devletine ait olur.
Ancak, Panama Kanalı, Kiel
Kanalı ve Korent Kanalı gibi bazı örnekler dışında, hiçbir ülke bu yolu
tercih etmez. Ülkeler genellikle kılavuz kaptan almayı zorunlu tutarlar,
ancak kaptanın üzerindeki sorumluluğu almazlar.
Bunun nedeni şudur:
sorumluluk alan, kaza sonucu ortaya çıkan sorumluluğu da alacaktır. Ben bu
geminin yönetiminin sorumluluğunu alıyorum deyip, meydana gelecek hasarın
maddi sorumluluğunu kabul etmiyorum demek, mümkün değildir.
İşte bu yüzden, hiçbir
ülke, kendisini dezavantajlı duruma düşürecek böyle bir sorumluluğu-üstelik
zaten zorunlu kılavuzluk uygulamasını sorumluluk almadan da yapabiliyorken-
tercih etmez.
Öte yandan, ilgili devlet,
gemiden kaynaklanacak bir kazanın mali sorumluluğunu yüklenmekten bu yolla
kaçınırken, kılavuz kaptanı da sorumluluktan kurtarmaz.
Yani, kendi mesleğimizden
pek çok kişinin de yanıldığı gibi kılavuz kaptanın sorumluluğu yoktur sözü,
aslında yanlış bir sözdür. Çünkü; “kılavuz kaptanın sorumluluğu var” dır.
Örnek vermek gerekirse;
Türkiye’de gerek Türk Boğazları deniz Trafik Düzeni Tüzüğü, gerekse ilgili
liman tüzükleri, kılavuz kaptanlara açıkça sorumluluk yüklerler.
Denizci Avrupa ülkelerinde
de, kılavuz kaptan, meydana gelecek bir kazada gemiye karşı sorumlu
tutulmamakla birlikte, kusuru veya ihmali varsa, kendi kamu otoritesine
karşı sorumlu tutulmaktadır. Almanya gibi bazı ülkelerde ise, kılavuz
kaptanın, eğer hasarın oluşmasında büyük çapta ihmali veya kastı varsa,
donatanın veya 3. şahısların uğradıkları zararlardan dolayı sorumlu
tutulabilmeleri yolu açıktır.
Toplantıda kılavuzluk
ücretleri de tartışıldı. Ancak; denizcilik sektörünün donatan kesiminde;
sistemin işleyiş dinamiği olarak; kılavuz kaptanın bir kılavuzluk
teşkilatına bağlı olarak çalıştığı ve ücretini buradan aldığı, gemilerin de
ödedikleri kılavuzluk ücretini kılavuz kaptana değil, kılavuzluk teşkilatına
ödedikleri gerçeğini ayrımında olmadıkları ya da olmak istemediklerini
gördüm. Yaptıkları hesaplama; gemi kaptanı 30 günx24 saat şu kadar aylık
alıyorsa, kılavuz kaptan da gemi üzerinde kaldığı kadar aynı oranda ücret
alsın tarzında bir hesaplamaydı.
Tabii bütün donatanların
aynı düşüncede olduklarını söylemek doğru olmayabilir; ancak kürsüden
görüşlerini dile getirenler, böyle söylediler.
Oysa kılavuz kaptanın
arkasında yatırım masrafları hiç de az olmayan kılavuzluk teşkilatı
bulunmaktadır. Kaliteli kılavuzluk servisleri nasıl garanti edilecektir?
Ülkemizin denizciliğinin gelişmesi sadece donatanlarımızın masraflarını
devlet eliyle azaltarak daha fazla para kazanmalarını sağlayarak mı
olacaktır; yoksa boğazlarımızın, limanlarımızın güvenliğine da gerçekten ve
samimi olarak, gerekli özeni göstermemiz de mi gerekiyor? Sormaya fırsat
bulamadığım bu gibi soruların yanıtlarını aradım, ancak sormaya muvaffak
olduğum bir sorunun yanıtını alamadığım gibi, konuşulanlar içerisinde bu
sorulara da yanıt bulamadım.
Daha da vahimi, ne
donatanların yaklaşımında, ne de hükümet ve devlet yetkililerinin
yaklaşımında, "kılavuzluk sisteminin ilgili IMO Kararlarında ve denizcilikte
ileri ülkelerde verilmekte olan kalite standartlarında olmasını sağlamak
için gerekli güvenceler düşünüldü mü" kaygısını gözlemleyemedim. Belli ki
olaya sadece ekonomik derinlikte- ya da sığlıkta- yaklaşılıyordu. Bu
sığlıkta seyir yaparken işlerin iyi gittiği müddetçe problem yoktu; ancak;
bir gün ayrıcalık verilerek kılavuz kaptan almayan bir Türk bayraklı geminin
Boğazlar bölgesinde vahim bir kazaya yol açması durumunda; suçlu arayan
parmakların donatanlara değil, bizzat gerekli düzenlemeleri yapmayan kamu
otoritesine yöneleceği gerçeğini görmek için de müneccim olmak gerekmez.
"Bir şey olmaz" felsefesi kültürümüzde olsa da; artık denizde risk yönetimi
konusunu da hem literatürümüze, hem de denizcilerimizin kafasına
yerleştirmemiz gerekiyor. Hala, "radarlı gemiler de kaza yapıyor
öyleyse radar gereksizdir" varımının saçmalığını ayrımsamadan, "kılavuz
kaptanlı gemiler de kaza yapıyor" kolaycılığına kaçanlar belli ki olayları
kendi ekonomik gözlüklerinden başka bir boyutta inceleme yetisine sahip
değiller.
Dileyelim; bu konular önümüzdeki günlerde yine
denizcilerin yer aldığı tarafsız platformlarda özgürce konuşulsun ve
tartışılsın ki, denizciliğimizde temel taşlar yerine otursun. Zaten karaya
oturmuş olan denizciliğimizi sığ sulardan kurtarmak için, önce sığ
kafalardan kurtarmalıyız; aksi takdirde kamu çıkarı ve gelirlerinden
yapılan fedakarlıkların dün olduğu gibi, bugün de boşa gitmesi
kaçınılmazdır. Doğrusu yazık olur.
|
[documents/YORUM/CahitIstikbal_10_08_2003_Kilavuzun_Sorumlulugu.htm] |
Yazarın diğer yazıları:
Yazıların her hakkı yazara aittir. Kaynak
gösterilmek suretiyle alıntı yapılabilir.©
Cahit İstikbal
|