|
Hukuksal düzenlemeler mümkün olduğunca
açık yazılır. Buna rağmen eğer hala bir hukuksal düzenlemede açık, sarih
olmayan konular varsa bu durumda benzer konuda var olan diğer ulusal ve
uluslararası hukuksal düzenlemelere, alışkanlık kazanmış uygulamalara
bakılır. Hiç bir hukuk kuralı pratik anlamdaki uygulamaları gözardı eden
kötü niyetli bir yaklaşımla yorumlanamaz. Kurallar pratiği düzenlemek
için konur. Pratiği dikkate almayan bir hukuk anlayışının üzerinde
oturduğu temellerden birisi çökmüş demektir.
Aristo; "İnsanları iyi yapan
yasalardır. Adalet önce devletten gelir" der.
Hukuksal düzenlemeler mümkün olduğunca
açık yazılır. Buna rağmen eğer hala bir hukuksal düzenlemede açık, sarih
olmayan konular varsa bu durumda benzer konuda var olan diğer ulusal ve
uluslararası hukuksal düzenlemelere, alışkanlık kazanmış uygulamalara
bakılır. Hiç bir hukuk kuralı pratik anlamdaki uygulamaları gözardı eden
kötü niyetli bir yaklaşımla yorumlanamaz. Kurallar pratiği düzenlemek
için konur. Pratiği dikkate almayan bir hukuk anlayışının üzerinde
oturduğu temellerden birisi çökmüş demektir.
Günümüzden 2400 yıl önce yaşamış olan
Yunan Filozofu Eflatun (Plato) yönetici-hukuk ilişkisini yalın bir
gerçekçilikle şöyle açıklar:
"Her toplumda yönetim kimde ise, güçlü odur. Her yönetim, kanunlarını
işine geldiği gibi koyar. Demokratlar demokratlığa uygun kanunlar,
zorbalar zorbalığa uygun kanunlar, ötekiler de öyle... Bu kanunları
koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler için de doğru
olduğunu söylerler, kendi işlerine gelenlerden ayrılanları da kanuna,
doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar... Doğruluk her yerde birdir;
yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini
bilen her adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine
gelendir."
Bugün hukuksal açıdan gelinen
noktanın yöneticileri "her dilediklerini diledikleri gibi yapma"
açısından Eflatun'un anlattığı günlerdekine oranla çok daha
fazla kısıtladığı ve yönlendirdiği bir gerçek; ancak acaba
anlayışlar değişti mi? Yazılı kurallar ne kadar adaletli olursa olsun;
onları uygulayacak olanlar tarafsız ve iyi niyetli olmadıkça düzen
sağlanabilir mi?
Mahatma Ghandi tek başına kalma pahasına
bile olsa adaletten ayrılmama gereğini şu sözleriyle açıklar:
"Haksızlığa sapıp bütün insanların senin peşinden gelmeleri yerine,
adaletli davranıp tek başına kalman daha iyidir"
Çağımızın ünlü Fransız siyaset bilimcisi
ve Anayasa Hukuku Profesörü Maurice Duverger ise,
kuvvet-hukuk ilişkisini şöyle yorumlar:
"Hukukun
kuvvetinin azaldığı yerde, kuvvetlinin hukuku geçerli olmaya başlar."
**********************
Tevfik Fikret; 18 Ocak 1912 Tarihinde
yazmış olduğu "Doksan Beşe Doğru" adını taşıyan şiirinde şöyle diyordu:
Bir devr-i şeâmet : yine çiğnendi
yeminler;
Çiğnendi, yazık milletin ümmîd-i
bülendi!
Kaanun diye topraklara sürtüldü
cebinler;
Kaanun diye, kaanun diye kaanun
tepelendi...
Beyhûde figânlar yine, beyhûde eninler!
Hâlâ tarafiyyet, hasebiyyet, nesebiyyet;
Hâlâ “Bu senindir, bu benim!” kısmeti
câri;
Hâlâ gazab altında hakîkatle hamiyyet
Hep dünkü terennüm, sayıdan, saygıdan
ârî;
Son nağmesi yalnız: Yaşasın sevgili
Millet!
Kaanun diyoruz; nerde o mescûd-i
muhayyel?
Düşman diyoruz; nerde bu? Hâricde mi,
biz mi?
Hürriyetimiz var, diyoruz, şanlı,
mübeccel;
Düşman bize kaanun mu, ya hürriyetimiz
mi?
Bir hamlede biz bunları kahrettik en
evvel!
**********************
Büyük üstad Hasan Pulur'un 5 Eylül 2004
Tarihli Milliyet Gazetesindeki Köşe yazısında anlattığı "Karakuş kadı"
öyküsü, gerçekten ders niteliğinde:
"ABUK sabuk kararlara "Hükm - i
Karakuşi" denir, yani, Karakuş'un hükümleri...
Karakuş bir kadı, davaları acayip mantığıyla çözüyor, sonuçlandırıyor,
hükme bağlıyor.
* * *
MESELA bir gün, çarşıdan geçerken,
fırından burnuna çok güzel bir koku gelmiş, girmiş "Kör Fırıncı"ya
sormuş:
"Fırında ne var?"
"Kaz!"
"Çıkar bakayım!"
Fırıncı tepsiyi çekmiş, kaz nar gibi
kızarmış duruyor.
Kadı hükmetmiş:
"Kazı bizim eve götür!"
"Olur mu kadı efendi, sahibi gelir!"
"Gelsin, kaz uçtu dersin!"
Fırıncı lahavle çekip kızarmış kazı
çırakla kadının evine yollamış...
* * *
BİRAZ sonra kazın sahibi gelmiş:
"Kazımı ver!"
"Kaz uçtu!"
"Ulan kesilmiş, yolunmuş, temizlenmiş,
fırına sürülmüş kaz uçar mı?"
Palayı çektiği gibi fırıncıyı önüne
katmış, fırıncı can havliyle bir avluya girmiş, çamaşır asan gebe kadın,
önde kör fırıncıyı, arkada palalı adamı görünce fenalık geçirmiş,
çocuğunu düşürmüş.
* * *
GENÇ kadının babası "Ulan alçak!" diye
fırıncının peşine takılmış, fırıncı palalı adamla, kadının babasından
kurtulmak için sağa sola şaşırtma verirken, dirseğiyle bir adamın gözünü
çıkarmış, adam da fırıncının peşine takılmış, biri "Ah kazım!" diyor,
öbürü "Vah kızım!" diyor, üçüncüsü de "Vah gözüm!" diye fırıncının
peşindeler...
* * *
HEP birden mahkemenin kapısından içeri
dalmışlar.
Karakuş sorguya başlamış, önce kazın
sahibine:
"Sen niye bu adamı kovalıyorsun?
"Kızartsın diye verdiğim kaz, uçtu,
diyor."
Karakuş, kara kaplıya bakmış:
"Bak burada ne diyor? Kazlar isterse
uçar, diyor, demek seninki de uçmuş, çık dışarı!"
* * *
SONRA kızın babasına:
"Senin kızın kaç aylık hamileydi?"
"Dört aylık!"
"Ver kızını fırıncıya, hamile bıraksın,
dört ay sonra geri al!"
Adam davasından vazgeçmiş!
* * *
SIRA gelmiş gözü çıkan adama, o da
fırıncıdan şikâyetçi, dirseğiyle gözümü çıkarttı, diyor.
Kadı efendi yine kara kaplıya bakmış:
"Kısasa kısas, sen de onun gözünü
çıkartacaksın, ama onun zaten bir gözü yok, kalanı da sençıkartırsan hiç
görmeyecek... Bu adil karar olmaz, ben adaletten ayrılamam...
"Peki ne olacak kadı efendi?"
* * *
KARAKUŞ, kara kaplıyı biraz daha
karıştırmış:
"Buldum, önce, fırıncı senin öteki
gözünü çıkartsın, sonra sen onun gören tek gözünü çıkar, ikiniz de hiç
görmezsiniz adalet yerini bulur!"
Adam da "Ben davadan vazgeçtim!" deyip
çıkıp gitmiş, kadı da fırıncıyı çağırmış:
"Akşama bize gel de kızarmış kazı
afiyetle yiyelim!"
*********************
Pek çok meslektaşım; kılavuzluk hizmetleri
ile ilgili son dönemde yapılan ve kılavuzluk hizmetlerinin
evrensel ölçütleri ile paralellik taşımayan uygulamalar ile ilgili neden
yazmadığımı soruyorlar.
İşte onlar için hukukun temel
prensiplerini, Tevfik Fikret'in şiirini ve Karakuş Kadı'nın öyküsünü
yukarıya aldım.
Daha fazla söylenecek bir şey yok. Çünkü
gelinen nokta, artık sözün bittiği yerdir.
NOT: Tevfik Fikret'in
"Doksan Beşe Doğru" şiirinin yukarıya aldığımız bölümlerinin
günümüz Türkçesine çevrilmiş şekli şöyledir:
Bir kötü devir ki yeminler yine
çiğnendi;
Yazık, milletin yüksek, ümidi
çiğnendi!
Kanun diye al›nlar topraklara
sürüldü;
Kanun diye, kanun diye kanun
tepelendi;
Yine boşuna feryatlar, boşuna
inlemeler!
Hâlâ tarafçılık, asaletçilik, soy
sopçuluk;
Hâlâ “Bu senindir, bu
benim!”kısmeti yürürlükte;
Hâlâ hakikatle hamiyet öfke
altında...
Hep sayı ve saygı tanımayan dünkü
şakıma;
Son nağmesi yalnız: Yaşasın
sevgili millet!
Kanun diyoruz; nerde o düşlenen,
tapınılan?
Düşman diyoruz; nerde bu?Dışarıda
mı, biz mi?
Şanlı yüce bir hürriyetimiz var
diyoruz;
Düşman bize kanun mu,ya
hürriyetimiz mi?
Biz bir atılışta en önce bunları
yok ettik... |